Duygu Şenocak'ın kapalı kapıları / Ahmet Yıldız

Duygu Şenocak'ın kapalı kapıları / Ahmet Yıldız

06 Aralık 2018 - 1301 kez okundu.

 

Yatağında uyuyan bir kedi 
Söyler içindeki türküyü 
İnsan bazan o kadar yalnızdır.

(Behçet Necatigil)

Ankara Galeri Akdeniz'de 23 Kasım 8 Aralık 2018 tarihleri arasında sergilenen "linol baskı" resimler, beni etkiledi. Hem değişik bir teknikle tanışıyordum hem renklerdeki güzellik, sadelik ve rahatlık tekrar dönüp tek tek resimlere bakmama neden oldu. Hayallere bile daldım.

Kapıların, pencerelerin ruh durumum üzerinde bu kader etkili olabileceğini düşünmemiştim doğrusu. Terk edilme, bir yalnızlık duygusu ağır bastı. Hoş edebiyatımızda "kapı" üzerine Cemal Süreya, Necip Fazıl Kısakürek, Behçet Necatigil, Can Yücel, Cahit Sıtkı Tarancı gibi nice şairimiz şiir yazmıştı. Anımsadığım kadarıyla Necip Fazıl'ın birden çok şiiri var. Ama Duygu Şenocak'ın linol baskı resimlerindeki bu zerafet, pastel renklerdeki hoşluk ve derinlik bir şiir gibiydi ve belki şiirden de öte.
 

Kapılar ve pencereler bizim dışarıyla, ötekiyle olan ilişkimizi belirleyen yerler. Soluk aldığımız, yaşama asıldığımız, yaşama adım attığımız yerler. Pencereler yorgun ev hallerinden, çocukluğumuzun seherinden başımızı uzattığımız, haykırdığımız, annemize, çocuğumuza seslendiğimiz, temiz havayı ciğerimize çektiğimiz özgürlük alanlarıdır. Cahit Sıtkı Tarancı'nın dizesindeki gibi "Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem".

William Holman Hunt, The Importunate Neighbour (1895)

Kapılar özgürlüğe ulaşmanın geçidi olduğu gibi bir odanın bir odaya, bir evin bir caddeye, bir gönülün diğer bir gönüle açıldığı yerlerdir. On dokuzuncu yüz yılın ünlü İngiliz ressamı William Holman Hunt, bir bahçe kapısında kapıyı çalmış ve içerden gelecek yanıtı bekleyen bir adamın tablosunu açıklarken "bu kapı insan kalbini simgeliyor" demiş. Duygu Şenocak'ın sıkı sıkıya kapatılmış, yetmemiş çapraz pervazlarla çivilenmiş ya da gelip birisinin açmasını bekleyen kapıları birer simge. Sevgisizliğe tepki. İnsanların kapılarını bacalarını kapayıp evlerine kendi çıkarlarına, yalnızca kendilerine kapanmalarına tepki.

Özgün baskı sergileri pek fazla yoktur bizde. Zaten gravür sanatının ülkemize hayli geç geldiği, 1883'te açılan Sanayi'i Nefise'deki "Hak" bölümünü Leopold Levy'nin, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu'nda kurduğu atölyeyle canlandırdığı kabul edilir. (Okul dışında ilk özel atölyeyi 1950 yılında kuran da bir kadın, Aliye Berger'dir.) Ancak Osmanlı'da 15. yüzyıldan beri, özellikle İstanbul'un alınmasından sonra şehir manzaraları, şehrin görüntüsü, anıtlar, camiler, sokaklar ve limanlar olarak birçok sanatçının gravürlerine konu olmuş. Hatta dünyanın ilk gravürlerden oluşan dergisi Osmanlılar üzerinden 1854 - 1856 yılları arasında yapılan Kırım Savaşı'nı anlatan dergiymiş. Ama hep yabancılar yapmış.