Dünyanın Umudu Karanlıkta / Hüseyin Atabaş

Dünyanın Umudu Karanlıkta / Hüseyin Atabaş

05 Nisan 2017 - 964 kez okundu.

Bu satırların yazarı, belki biliyorsunuzdur, şair ve deneme yazarıdır, yazdığı bu internet dergisinin adı da “Gerçek Edebiyat”tır.

Ama ne yazık ki, ne zamandır bu ve başka dergilerde şiir ve edebiyat yazıları değil de toplumsal sorunlar üzerine yazıyorum daha çok.

Neden mi?

Efendim dünyanın düzeni/dengesi bozuldu da ondan. Şimdi gelelim konumuza…

Medya’dan edindiğim haberlere göre, İsrail çıkardığı yeni bir yasaya dayanarak, haklarını ellerinden aldığı bir yerli halkı tümden yok etmek istiyor.

O halk insanlık tarafından yalnız bırakılırsa (zaten olmayan) her şeylerini yitirecekler. Ama dünya bölgedeki politikacılara gözlerinin üzerlerinde olduğunu gösterilse belki bu umarsız halk kurtarılabilir…

2000 yıl önce, bölgedeki Beytanya köyünün tepelerinde İsa’nın çok sevdiği üç kişiden biri olan Lazar’ı dirilttiği söylenir.

Şimdi o yerel halk yeni bir tansık (mucize) bekliyor, ama sanırım dünyada kimse yok ki, İsrail’in buldozerlerini durduracak birileri çıkmıyor!..

Ne var ki, bu cesur aileler sessiz sedasız tarihin karanlıklarına gömülmeyi kabul etmiyorlar. Bunun tam tersine, büyük bir belirsizliği göze alarak, barışçıl bir biçimde evlerinin içinde “oturma eylemi” yaparak buldozerlere meydan okuyorlar.

Bir olağanüstülüğün gerçekleşeceğini umuyorlar.

Bu cesaret gösterisinin o  insanlara, buldozerleri kendilerini ezmeden, onları durdurmaları için esin gelmesini bekliyorlar!..

*   *   *

Söylemeli ki, İsrail Devleti’nin  kuruluşu ve sonra çölü cennete çevirmeleri ile kurdukları sanayi büyük bir başarıdır… İsrailliler (Yahudiler) XIX. yüzyılın ikinci yarısında devlet kurma çalışmalarına başladılar. “Vadedilmiş topraklar” üzerine devlet kurma çalışmaları önce İngiltere’de başlamıştı. 1848 yılında İngiliz hükumeti bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını, Yahudilerin korunması ile görevlendirdi. 1870 yılında da Yahudilerin devlet kurma çalışmalarının merkezi İngiltere’den Rusya’ya geçti. 

Siyonist deviniminin başına geçen Theodor Herzl, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için birçok çalışmalarda bulundu.

Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak, amacını gerçekleştirme çabasındaydı. Bu bağlamda II. Abdülhamit ile iki kez görüşmüş (1901-1902), her iki görüşmeden de bir sonuç alamamıştı.

Siyonistler, devlet olabilmeleri için bir tarım sınıfına gereksinimleri olduğunu ayrımsamışlardı.

Ancak Avrupa Yahudilerinin neredeyse tamamı ticaretle uğraşıyordu.

Rusya'da ise tarımla uğraşan Yahudiler vardı. Bu dönemde Rusya'da Yahudilere karşı, özellikle de çiftçi Yahudiler olan, Pogromlar üzerinde bir dizi topluöldürüm yapıldı. Bu gruptan olan çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin'e yerleşmeleri önerisi yapıldı. 1870 yılından itibaren çiftçi Yahudiler Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri kurmaya başladılar. Bu arada, Rusya'yı terk eden Yahudilerin bir bölümü de Avrupa'ya göç etti. 1870-96 yılları arasında İsrail'de on yedi tarım kolonisi kurdurdu.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, yani 2 Kasım 1917’de İngiltere dışişleri bakanı Arthur Balfour'un girişimiyle Balfour Bildirimi süreci başlatıldı. Milletler Cemiyeti (BM) 1920 yılında, Filistin üzerindeki İngiliz mandasını tanıdı. Bundan sonra kurulan bir Yahudi bürosu İngiltere gözetiminde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı…

Uzatmadan sonuca gelecek olursak; BM, Kasım 1947'de Filistin’in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar reddetti. Kudüs’e ise BM denetiminde uluslararası bir bölge biçimi verildi. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi ve İsrail-Filistin (Arap) Savaşı başladı. 14 Mayıs 1948'de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 

*   *   *

Bunları, Yahudilerin devlet kurmalarının, yer yurt sahibi olmalarının da hiç kolay bir iş olmadığını vurgulamak için özetlemeye çalıştım.

Yani Yahudiler yurtsuzluğun ne demek olduğunu bilirler demek istiyorum. Öyleyse söz konusu bir avuç insanı yerlerinden yurtlarından etmeleri ne anlama geliyor?  Akıl erdirmek hem zor, hem kolay!..

Günümüzde her olgunun bir yazgısı (çözüme ulaşması) basının (medyanın) ilgisini çekmeye bağlı. Söz konusu yıkımın durdurulması da dünya medyanın ilgisini çekmesine bağlı olsa gerek.

Ancak bu dram medyaya ulaşma başarısını gösteremedi. Oradaki ailelerin erince ulaşması bir iki gönüllü girişimle çözülebilir mi? Doğrusu bilmiyorum?

Tüm dünyanın Papa Dağı’nı yuva bellemiş bu ailelerin çevresinde koruma kalkanı oluşturduğunu görmek isteriz. 

Bugün, Papa Dağı tepelerini yuva olarak benimseyen yerli bir halk zorla yok edilmek üzere. Barındıkları çadır ve kulübeleri, üzerinde yaşadıkları toprakları ve yaşama biçimleri tümüyle yok ediliyor.

Zaman yitirmeden bu toplulukla dayanışma göstererek, medyanın burada olan bitene dikkat kesilmesi sağlanmalı, korkunun karşısında umudun bayrağı olalım, demek istiyorum; istiyorum, ama diyemiyorum, Çünkü ülke ve dünya insanının umutlarında çatlaklar, yarılmalar başladı!..

Ne yazık ki, herkesin umudu karanlıkta…

Umarım abartmıyorum ve yanlış düşünüyorumdur.

(1 Mart 2017)

Hüseyin Atabaş

Gercekedebiyat.com