Dino Buzzati... Bir Aşk ve/veya her aşk... / Alp Giray

Dino Buzzati... Bir Aşk ve/veya her aşk... / Alp Giray

25 Ekim 2016 - 5520 kez okundu.


Seneler evvel, Ankara’da, Mehmet Eroğlu’nun UM:AG’daki yazma seminerinde söylediği bir şeyi hiç unutmam.

Yazar, önce sınıfa Tatar Çölü’nü okuyan olup olmadığını sormuş, sonra da, “Benim için insanlar ikiye ayrılır: Tatar Çölü’nü okuyanlar ve okumayanlar.” demişti.

Bu kadar iddialı ve hoş bir söylemi elbette görmezden gelmedim ve biraz gecikmeyle de olsa, önce bu kitabı, sonra Dino Buzzati’nin dilimizde baskısı olan piyasada bulunabilen diğer kitaplarını zevkle okudum. Ki ilginçtir, bunların pek çoğu Timaş Yayınları’nca basılmış!

Geçtiğimiz ay, Can Yayınları, çok eskiden Türkçeye çevrilen ancak pek de bilinmeyen Bir Aşk adlı eseri tekrar okuyucuya sundu.

Varoluşçu paradigmayla edebiyat yapan bu değerli İtalyan yazarın yeni bir kitabını okuyabilmek gerçekten de çok güzel oldu.


Dino Buzzati
Bunu neden söylediğimi açmam gerekebilir belki; aynı seminerde, Eroğlu, ömrümüzün bütün kitapları okumaya yetmeyeceğini, bu yüzden kitap okumakla uğraşmak yerine, yazar okumamızın daha iyi olacağını not düşmüştü. Yedi yıldır ben de öyle yapmaya çalışıyorum; evet bu zor bir iş gerçekten; ancak, London, Steinback, Dostoyesvki, Joyce, Camus, Sartre, Bukowski’yi hatmetme uğraşı da çok zevkli. 

Kitaba dönersek, Bir Aşk’ın arka kapağına düşülen notlar şöyle: “Milano, sene 1960. Kırk dokuz yaşındaki Antonio Dorigo, toplumda saygın bir konumu olan bir mimardır. Kadınlarla ilişki kurma konusunda özgüven yoksunluğu yaşayan Antonio’nun bildiği tek ilişki kurma biçimi, düzenli aralıklarla ziyaret ettiği seçkin genelevlerdeki deneyimleriyle şekillenmiştir. Kendinden bir hayli genç olan Laide’yle de bu ziyaretler sırasında tanışır. İkisi arasında bir ilişki başlar: Laide türlü yalan ve kaprisle Antonio’yu parmağında oynatır, Antonio ise giderek daha fazla kapılır genç kadının büyüsüne.”

Buraya kadar sunulan özet, biz erkeklere tanıdık ve belki de sıradan gelecektir; çünkü, günlük ifadesiyle insan içine karışamayan, çok arkadaşı olmayan, hele ki sevgili olma durumunu neredeyse hiç beceremeyen adamlarız.

Siyasete, edebiyata, sanata, felsefeye tutkumuz; bilinçaltımızdaki bu eksiklik ve eziklikten kaynaklanıyor dersem abartmış mı olurum?

Her ne ise, romanın kahramanında ise bu durum açıkça görülmemektedir.

Aslında, yazar birkaç kez, hatta birçok kez, Antonio’nun entelektüel olduğunu vurguluyor; ancak, somut olarak, bunu gördüğümüz hiçbir eylem kitapta bulunmuyor.



Burada, Buzzati’yi edebiyata iten temel felsefeyi hissetmek okura düşüyor. Yineliyorum, pek ipucu verilmese de, Antonio Dorigo, kırk dokuz yaşına gelene dek; “büyük olasılıkla” İtalya’nın faşist yöneticilerine biat etmemiş, sıradanın çekiciliğine meyletmemiş, sürüye dâhil olmamış ve ilerici fikirleri her zaman benimsemiştir.

Ancak, devrim İtalya’da veya başka bir yerde gerçekleşmemiş, Antonio bir kadına delice âşık olmuş ve karşılık görememiş, kadınlara güveni tükenmiş ve kırk dokuz yaşına dek annesi ile yaşamak zorunda kalmıştır.
Dorigo, bu noktada, “biz”den ayrılıyor.

Hayattaki kırıklıklarının intikamını, kadınlardan, veya şöyle de denilebilir ve belki de doğru yapıyor, fahişelerden alıyor.

Kitabın sonlarına doğru, Antonio’nun kafasının içinden, şu sorgulamalar sıkça gündeme geliyor: Neden?.. Neden kadınlar benimle değil de başka erkeklerle; hiçbir niteliği olmayan, kaba, yarı cahil, kıymet bilmeyeceği açık, kendilerine değer vermeyen erkeklerle birlikte oluyor?..

Bunların rasyonel cevaplarının olmaması, Antonio’yu bu “kötü yol”a itiyor. Kendisinin ikilemi de çöküşü de burada başlıyor.

Yirmi bir yaşındaki balerin, özel fahişe Laide, Antonio’nun çelişkilerini sonuna dek ve acımasızca kullanıyor. Hatırı sayılır bir maaş karşılığında, Dorigo’nun metresi oluyor. Buna rağmen, ona zerre kadar bir içtenlik, sevgi, aşk beslemiyor. Onu salak yerine koyup aldatırken hiç vicdanı sızlamıyor. Bu yaşta, hayatın kendisine orospuluktan başka bir şey sunmamasının acısını, adeta Antonio’dan çıkarıyor. Bu böyle sürüp gidiyor.

Burada tam da Buzzati müdahalede bulunuyor. “Kötü yol”u yaratan kapitalist sisteme dair eleştiri, Dorigo’nun çaresizliğinin önüne geçiyor. Laide’nin çok da sevmediği bir genç fahişe, Antonio’nun yüzüne “gerçekler”i tokat gibi çarpıyor.

Onun Laide’yi bir meta olarak gördüğünü, onu gerçekten sevseydi onunla evlenmeyi düşüneceğini, ailesinden ve yakın çevresinden kimseyle tanıştırmamasının, onun ahlakçı ve ikiyüzlü burjuva dünya görüşünden kaynaklandığını söylüyor. Sistemi değiştiremediği ve değiştirmek fikrinden yıllarca önce uzaklaşan Antonio, bir anda okurun gözünde kötü adam yapılıveriyor. Kitabın eleştiricileri de metni zaten böyle sadece bu bakışla yorumluyor.

Kitapta eksik kalan kısmı da bence bu teşkil ediyor. Özverili ama ikiyüzlü, tutkulu ama yüzeysel, âşık olduğunu iddia eden ama kadını köle gibi gördüğü sonucunu çıkardığımız, çıkarmaya yöneltildiğimiz Antonio’yu hiç kimse savunmuyor.

Kadınların doğuştan gelen bir sevme yeteneğinin bulunmadığını, erkeklerin aşk düzleminde hep güçlü gösterilseler de aslında her zaman zayıf ve kaybeden olduklarını, Laide’nin kapitalist düzenin yarattığı bir fahişeyse bile Antonio’yu ezmeye hakkı olmadığını söyleyen bir karakter yaratmak, ne yazık, Buzzati’nin aklından bile geçmiyor.

Bir liberal siyaset ve sosyoloji teorisi olan feminizm, özellikle sol çevrelerin gündemine girdiğinden bu yana, bilindiği gibi, benim söylediklerim, ayıp, suç, günah sayılıyor.

Düzenin erkini, var oluşunda temsil ettiği söylenen erkek; kadınların eziliyor olmasının yegâne sebebi kabul ediliyor.

Oysaki, güneşli bir pazar günü, kendisini kasvetli bir taşra biranesinin balkonuna hapseden, geçkin bir konsomatris kadınla Posta gazetesinin bulmacasını çözerek dahi mutlu olabilen Abi’nin niye bu kadar çaresiz düştüğünü hiçbir edebiyatçı, toplumbilimci, psikolog merak etmiyor.

Tezine katılmasak bile akışına kapıldığımız, düzgün bir Türkçe ile dilimize çevrilmiş, hem metnini hem yazarını severek okuduğumuz Bir Aşk, işte budur diyeceğiniz psikolojik çözümlemeler, çaresizlik, umutsuzluk, hayallerin yitip gitmesi üzerine, eh, Tatar Çölü kadar değilse bile yine de çok iyi bir kitap.

Bitireli üç gün olmasına rağmen ise, benim kafamda hala Antonio’nun cevabını bir türlü bulamadığı şu sorular yanıp sönüyor: Neden kadınlar benimle değil de başka erkeklerle; hiçbir niteliği olmayan, kaba, yarı cahil, kıymet bilmeyeceği açık, kendilerine değer vermeyen erkeklerle birlikte oluyor?..
 
Alp Giray

GERCEKEDEBİYAT.COM