Cumhuriyetin kuruluş döneminde müzik sanatındaki atılımlar / Ahmet Say

Cumhuriyetin kuruluş döneminde müzik sanatındaki atılımlar / Ahmet Say

08 Ocak 2013 - 41146 kez okundu.

Değerli arkadaşlar, Ankara Halk Tiyatrosu Kültür Merkezi’nin açılışı dolayısıyla yaşadığımız bu sevinçli günde hepinizi içten duygularla selamlıyorum.
 
Size müzik tarihimizden kısa bir kesit anlatarak cumhuriyetimizin kuruluş döneminde müzik sanatında gerçekleştirilen atılımları özetleyeceğim.
 
Toplumsal ve kültürel açıdan o günlerden 90 yıl sonra nereye geldiğimizi, nasıl gerilediğimizi görmek için, bugün yaşadığımız karanlık dönemle bir karşılaştırma yapmaya gerek görmüyorum, bunu hepimiz biliyoruz.
 
Ancak, Cumhuriyetin kuruluş dönemi gibi yakın bir tarihte müzik sanatında yapılan coşku dolu atılımları hatırlatmakta yarar görüyorum. “Çağdaşlaşma” adı altında getirilen bu yenilikleri ben, bir sosyalist olarak demokratik devrimin kültür alanındaki başarıları niteliğiyle önemsemekteyim. 
 
Çağımızda emperyalist işgali süpüren ilk ulusal direnişin ertesinde, tam bağımsız bir devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, “çağdaşlaşma” amacına ulaşabilmek için, devletin ve toplumun yapısında köklü dönüşümlere yönelmiştir. Bu dönüşüme ışık getiren “Aydınlanma Felsefesi”ni sindirmiş olan Mustafa Kemal, toplumsal/kültürel yapıyı modern anlamda hızla değiştirecek atılımlara girişmek amacıyla bağımsızlıkçı ve çağdaş bir kültür politikasını temel almıştır. Müzik sanatını da içeren bu sıçramalı kültür politikasına ilişkin karar ve uygulamalar, cumhuriyetimizin kurulmasından hemen birkaç ay sonra yaşama geçmeye başlamıştır.
 
 
1924’ten 1938’e atılımlar
 
29 Ekim 1923’te kurulduğu  bilinen Cumhuriyetimizin, 1924 yılı içinde müzik alanında gerçekleştirdiği atılımlar şunlardır:
 
- İstanbul’daki “Makâm-ı Hilâfet Mızıkası” adlı saray orkestrası, başkente getirilerek “Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti” adıyla etkinliklerine başlamıştır.
 
- Yine 1924 yılında, okullardaki “Gına” dersleri yerine, çağdaş bir anlayışla uygulanacak “müzik dersleri”nde görev yapacak öğretmenleri yetiştirmek üzere, “Musiki Muallim Mektebi” açılmıştır.
 
 - Yine 1924’te tekke ve tarikatların etkinlikleri yasal yolla kaldırılarak tarikat ve tekke müziğinin varlık nedenine son verilmiştir.
 
- 1925 yılında, besteci, usta çalgıcı ve müzik eğitimcisi yetiştirmek üzere, yurt dışına öğrenim için gönderilecek yetenekli gençler için bir sınav açılmıştır.
 
- İstanbul’da “Darülelhan” adıyla 1915 yılında açılmış olan müzik okulu, 1925’te çoksesli müzik eğitimi veren “İstanbul Belediye Konservatuvarı”na dönüştürülmüştür.
 
- Bu konservatuvarda, geleneksel halk ezgilerinin derlenmesi ve notaya alınarak yayınlanması gibi büyük bir proje başlatılmış, Konservatuvar Müdürü Yusuf Ziya Bey başkanlığındaki derleme kurulu, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde alan araştırmasına başlamıştır.
 
- 1926’da geleneksel sanat müziğimizin eserlerini notaya alıp yayımlamak üzere İstanbul’da Konservatuvar bünyesinde “Tesbit ve Tasnif Heyeti” adlı bir kurul oluşturulmuştur.
 
- Yine 1926’da, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ürünlerini tanıtmak üzere yola çıkan ve bütün Avrupa limanlarına uğrayan “Karadeniz” adlı gemiye, Atatürk’ün talimatıyla Riyaseti Cumhur Musiki Heyeti adlı senfoni orkestramız da alınmış, bu orkestra, söz konusu liman kentlerinde konserler vererek genç cumhuriyetimizi bu yönüyle de tanıtmıştır.
 
- “İstanbul Şehir Bandosu” 1927’de kurulmuştur.
 
- Avrupa’ya ilk gönderilen müzikçilerimiz 1927’de yurda dönmeye başlamış ve Musiki Muallim Mektebi’ne eğitimci olarak atanmışlardır.
 
 - 1927’den başlayarak çoksesli şarkılardan ve marşlardan oluşan bir müzik dağarı yaratılmıştır.
 
- 1927’de ve onu izleyen yıllarda, çoksesli müzik besteleme teknikleriyle yaratılan ilk eserler bestelenmiştir.
 
- 1930’dan başlayarak Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası, Türkocağı salonunda düzenli konserler vermeye başlamış, bu arada radyo konserleri de geniş kitlelere sunulmuştur.
 
 - 1932’de yeni kültürel hareketin yaygınlaşarak benimsenmesi amacıyla Halkevleri kurulmuştur.
 
 - Yine 1932’de, Riyaset-i Cumhur Musiki Topluluğu, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak “Riyaseticumhur Filarmoni Orkestrası” adını almıştır.
 
- 1934’te ilk ulusal opera eserimiz olan “Özsoy”, Adnan Saygun tarafından bestelenerek sahnelenmiştir.
 
 - Aynı yıl, 20. yüzyılın ünlü Alman bestecisi Paul Hindemith, Türkiye’de müzik yaşamının örgütlenerek düzenlenmesinde danışman olarak görevlendirilmiştir. Hindemith’in önerdiği Alman sanatçılar Ankara’ya gelip görev almaya başlamıştır.
 
- Atatürk, 1934 yılında Büyük Millet Meclisi’ni açış söylevinde müzik sanatına da değinerek “Türk ulusal müziğini, genel son müzik kurallarına göre işlemek gerekir” diyerek bestecilerimizin çok sesli müzikte yeni akım, stil ve tekniklerin kullanmasını desteklemiştir.
 
- 1935 yılında, geleneksel müziğimizin perde sistemi uyarınca bestelenen ilk eser olan yaylılar kuarteti, Ekrem Zeki Ün tarafından bestelenmiştir.
 
- Yine 1935’te, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
 
- 1936 yılında, Ankara Devlet Konservatuvarı kurularak uluslararası düzeyde profesyonel besteci ve yorumcu yetiştirilmesi amaçlanmıştır.
 
- Aynı yıl, Musiki Muallim Mektebi yeni içeriğine dönüştürülmüş, ertesi yıl, 1937’de bir bölüm olarak Gazi Terbiye Enstitüsü’ne bağlanmıştır.
 
- 1936’da ünlü Macar besteci ve müzikolog Bela Bartok Türkiye’ye davet edilerek halk müziği üzerine konferanslar vermiştir. Bartok, görüşlerinin nasıl uygulandığını göstermek için, Türk ilgililerle birlikte Toroslar’da derlemeler yapmıştır. 
 
- 1937’de bilimsel yöntemlerle halk ezgilerini derleme çalışmaları başlatılmış, Ankara Devlet Konservatuvarı’nın arşiv şefliğine Muzaffer Sarısözen getirilmiştir.
 
- 1938’de Gazi Terbiye Enstitüsü’nün müzik bölümü yöneticiliğine, ünlü Alman piyanist, orkestra şefi ve müzik eğitimcisi Eduard Zuckmayer getirilmiştir.
 
- Yine 1938’de Ankara’da Askeri Mızıka Okulu açılmıştır.
 
- Sarısözen, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda “Türk Halk Ezgileri Arşivi”ni kurmuştur.
 
- 1938 yılından başlayarak ülkenin her köşesinden dinlenebilen Ankara Radyosu’nda kurulan çoksesli müzik, halk müziği ve geleneksel sanat müziği toplulukları sistemli yayınlarına başlamıştır.
 
Bütün bu atılım ve uygulamaların “yokluk-kıtlık yılları” olarak nitelenen dönemde yapıldığını belirtmek isteriz. Burada, hepimizin aklını kurcalayan şu soruya gelmek istiyorum: Atatürk’ün “Türk müzik inkılâbı”na ilişkin düşünceleri nereden kaynaklanıyordu?
 
Birincisi, Fransız Devrimi etkilerinin 19. yüzyıldan başlayarak Osmanlı aydınlarına ulaşması; özellikle 1908 II. Meşrutiyet’in ulusalcı niteliğidir.
 
İkincisi, Aydınlanma Felsefesi’ne dayanan Fransız Devrimi’nin ilkelerini Atatürk’ün hayranlık duyarak benimsemiş olmasıdır.
 
Üçüncüsü  ise Ziya Gökalp’in ulusal müziğimiz üzerine ileri sürdüğü görüşlerin etkisidir.
 
Bu üç kaynak üzerinde kısaca durmak istiyorum.
 
Fransa ve Almanya’da geliştirilen Aydınlanma Felsefesi, 19. yüzyıl boyunca bütün Avrupa ülkelerini etkilemiştir. Avrupa müzik kültüründe ulusalcı akımlar arasında olan, Rusya, Çekoslovakya, İspanya, Macaristan, Polonya ve İskandinav ülkelerinde, hatta Balkan ülkelerinde boy veren ulusalcı müzik akımlarının kökeninde, Aydınlanma Felsefesi’ne dayanan Fransız Devrimi’nin “özgürlük ve eşitlik” ilkeleri vardır. Bu ilkelerin, yalnızca bireyler için değil, halklar için de geçerli olduğu düşüncesi, 19. yüzyılda yaygınlaşmıştır.
 
Ziya Gökalp’in 1923’te yayınlanan Türkçülüğün Esasları adlı kitabında, “Türk ulusal müziği”ne ilişkin temel görüşü, kendi anlatımıyla şöyledir: “Ulusal müziğimiz, ülkedeki halk müziği ile batı müziğinin kaynaşmasından doğacaktır. Halk müziğimizin bize verdiği ezgileri toplar ve batı müziği yöntemiyle armonize edersek hem ulusal hem de asrî ve garbî bir müziğe sahip oluruz."
 
Konumuzu somutlaştırmak için size, Atatürk’ün değişik tarihlerde söylediği ve birer özdeyiş niteliğinde olan bilim, kültür ve sanata ilişkin sözlerinden oluşturduğum bir derlemeyi iletmek istiyorum:
 
Amacımız, Türkiye Cumhuriyet halkını tamamen modern ve bütün anlamı, içeriği ve biçimiyle uygar bir toplum durumuna getirmektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Türk halkının gelişmesi demek, en başta kültürünün gelişmesi demektir. Kültür etkinlikleri, yeni ve modern esaslara göre örgütlenip yürütülmelidir. Bir ulus, sanata önem vermedikçe büyük bir felâkete mahkûmdur. Bunun içindir ki Türk ulusunun sanata olan sevgisi, sürekli olarak her türlü araç ve önlemlerle beslenerek geliştirilmelidir. Sanatlar içinde en çabuk, en önde götürülmesi gereken, müziktir. Çünkü bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, müzikteki değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.  Bizim gerçek müziğimiz Anadolu halkından işitilebilir. Osmanlı müziği, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki büyük devrimleri anlatabilecek güçte değildir.  Bize yeni bir müzik gereklidir.  Bize gerekli olan yeni müzik, özünü ulusal müziğimizin gerçek temelini oluşturan halk müziğimizden alan armonik bir müzik olacaktır.  Bunun için ulusal ince duyguları ve düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce son müzik kurallarına göre işlemek gerekir. Türk ulusal müziği ancak bu yolla yükselip uluslararası müzikte yerini alabilir.
 
Değerli arkadaşlar, buraya kadar belirttiğim döküm ve görüşlerle bir dönemin toplumsal/kültürel kavrayışını özetlemeye çalışırken verilen mesajları sergilemiş olduğumu düşünüyorum. Saygılarımla. (6 Ocak 2013)
 
 
Kaynakça:
 
1) Mükerrem Kâmil Su ve Ahmet Mumcu, “Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük”, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1988.
2) Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü (TİTE), “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri”, Cilt 1, Ankara. TİTE Yayınları, 1945.
3) Türk Dil Kurumu (TDK), “Atatürk’ün Milli Eğitimimizle İlgili Düşünce ve Buyrukları”, TDK Yayınları, Ankara, 1979.
4) Ahmet Say, “The Music Makers in Turkey”, “Atatürk’s Cultural Policy and Music” başlıklı bölüm, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara, 1995.
5) Ahmet Say, “Türkiye’nin Müzik Atlası”, Borusan Yayınları, İstanbul, 1998.
6) Gültekin Oransay, “Atatürk ile Küğ”, İzmir, Küğ Yayını, 1985.
7) Ahmet Adnan Saygun, “Atatürk ve Musiki: O’nunla Birlikte, O’ndan Sonra”, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayınları, Ankara, 1982.
8) Ziya Gökalp, “Türkçülüğün Esasları”, 10. basım, Varlık Yayınları, İstanbul, 1973.
9) Ali Uçan, “İnsan ve Müzik, İnsan ve Sanat Eğitimi”, 3. Basım, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara, 1996.
10) Necati Gedikli, “Çoksesli Yeni Bir Türk Sanat Müziği Oluşturmanın Neresindeyiz?”, Çoksesli Müzik Sempozyumu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara, 1986.
 
 
Ahmet Say
 
Gerçekedebiyat.com