Çocukları Yazar Eden Adam / Ferhan Şensoy

Çocukları Yazar Eden Adam / Ferhan Şensoy

21 Haziran 2012 - 5999 kez okundu.

Lisede ödev vermeyen tek öğretmenimizdi. Yalnızca okunacak kitaplar tavsiye ederdi. Milli Eğitim’in dayattığı Edebiyat kitabını okutmaz, ders boyunca çantasından çıkardığı kitaplardan öyküler okutturur, bizlere yorumlar yaptırırdı. Kimi gün Almanca kitaplar çıkardı çantasından. Henüz dilimize çevrilmemiş, adını duymadığımız Heinrich Böll’ün, Friedrich Dürrenmat’ın kitapları. Gözlüğünü alnına kaldırır, almanca aslından dilimize çevirerek okurdu.

 

Bir gün:

 

-Sınıfta bir duvar gazetesi çıkarılacak mollalar! Buyurdu.

 

Mollalar, diye hitap ederdi bizlere, alaylı bir gülücükle.

 

Herkesin bir duvar gazetesine yazı yazmasını, karikatür yapmasını istiyordu. Eğlenceli bir şeydi bu, ödev bile sayılmazdı. Kimisi kısa öykü, kimi şiir, kimisi makale, kimileri yatakhane gırgırları, kimiler arkadaşlarla dalga geçen şeyler yazdı, ben öğretmenlerin ve sınıf arkadaşlarımın karikatürlerini çizerek başladım işe.

 

Bir sonraki Ebediyat dersinde gazete sınıfın duvarında asılıydı. Sınıfa girdiğinde önünden geçerken kısa bir bakış attı gazeteye, gülümseyerek kürsüye çıktı:

 

-Kimler bu gazeteye katkıda bulundu?

 

Parmaklar kalktı; sınıfın üçte biri değildik.

 

-Parmağını kaldırmayanlar haftaya yeni bir gazete çıkaracak! İki ayrı gazete de olabilir, parmağını kaldırmayan çok fazla molla var!

 

O gün Ömer Seyfettin’den öyküler okuttu, yorum yaptırdı, sonra kendi yorumladı. Ömer Seyfettin’i anlattı. Zil çaldı. İndi kürsüden gazetenin önüne geldi;

 

-Siz çıkabilirsiniz tenefüse! deyip gazeteyi okumaya başladı.

 

Ders zili çaldığında, sınafa geldik, o hızla gazeteyi okumayı sürdürüyordu. Bir sonraki dersin öğretmeni tarihçi Server Dürge girdi kapıdan:

 

-Özür dilerim Server Hanım, siz buyrun kürsüye, şimdi gidiyorum, deyip okumasını tamamladı, sessiz adımlarla çıktı sınıftan.

 

Ertesi hafta sınıfın duvarında üç ayı, birbirine muhalif gazete vardı, bizimkinin 2. sayısı, ötekilerin ilk sayıları. Ben Nasreddin Hoca üstüne bir deneme yazmıştım.

 

Gülümseyerek geçti gazetelerin önünden, kürsüye çıktı.

 

-Bugün Fin Destanı Kalavela okunacak mollalar! diyerek çıkardı kalın kitabı çantasından, koydu Nedim’in önüne:

 

-Sen başla!

 

Nedim okumaya başladı, O gazetelerin önüne gitti, okumaya koyuldu. Kulağımız Nedim’de, gözümüz Onda. Tepkisini inceliyoz. Benim yazımı okumaya başladı, cebinden kalem çıkardı, kimi düzeltmeler yaptı.

 

Ders sonunda gazetelerden memnuniyetini belirtti, her hafta yeni sayılar çıkarılmasını istedi. Sonra bana döndü:

 

-Yazın güzel, fakat “Nasreddin” yazmışsın. Doğrusu “Nasrettin”dir. İki “T” ile yazılacak molla!

 

Yazımdaki “Nasreddin”lerin hepsinin “D”lerini “T” olarak düzeltmişti.

 

O duvar gazetelerinden yazarlar çıktı. Bir yıl sonra kimimizin öyküleri, şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başladı.

 

Yarın ölüm yıldönümü. 39 yıl olmuş ölümsüzlüğe kavuşalı, çocukları yazar eden adam Tahir Alangu, nâmı diğer Baba Tahir.

 

Liseler, zorla değil ve fakat mecburen imam-hatipleşirken bu evliya öğretmenim geldi aklıma.

 

Aklım karmakarıştı!

 

 

Ferhan Şensoy (Aydınlık)