Cevat Prekazi kitabı çıktı

Cevat Prekazi kitabı çıktı

21 Mart 2019 - 993 kez okundu.

Cevat Prekazi'yle yapılmış nehir söyleşiden oluşan kitap yayınlandı.
Atahan Altınordu kitapla ilgili Cevat Prekazi'yle konuştu:

Cevad Prekazi: Ali Sami Yen’in çamurunu özlüyorum
 

Eski Yugoslavya’da yetiştiniz. Bugün hem ülkeniz hem de dünya çok değişti. En çok neyi özlüyorsunuz?

Özgürlüğümü özlüyorum. Sözde yine özgürüz ama aynı değil. Artık kendimi güvende hissetmiyorum. Ülkemdeki savaştan itibaren çok şey yaşadık. İnsanların kimliği değişti. Esrar gençleri mahvetti. Akıllı ve donanımlı gençler de zaten kaçıyorlar. Avrupa’ya gidip kendilerini kurtarıyorlar. Tito’nun zamanında hepimiz birdik, şimdi herkes birbirine yabancı oldu. İnsanlık sanki kayboldu. Mutsuzum. Sadece Sırbistan ya da eski Yugoslavya da değil, her yer problem dolu. Nerede normal ülke var? Her yerde savaş, huzursuzluk. Hepsinin de arkasında büyük zenginler...

Savaş sizi nasıl değiştirdi?

Hiçbir şey beni değiştiremez ama savaşla birlikte kalbimden bir parça öldü. Yugoslavya yok artık. Benim için dünyadaki en güzel ülkeydi. Bolluk yoktu ama eşitlik vardı. Okul, spor, doktor, ilaç; her şey bedavaydı. İstediğin yerde yat uyu, kimse sana dokunmazdı. En büyük zenginlik budur, bunu şimdiki materyalist kuşaklara anlatamazsın. Dünyada artık böyle bir özgürlük kalmadı, Küba’da belki vardır.

Umudunuz var mı?

Bana göre bir şey olması lazım. Bir Avrupa ülkesinde, 1968 gibi bir hareket olmalı. Baktığında kimse hayatından memnun değil. Huzur yok, hayat çok pahalı. Her şey paralı oldu, su bile. Petrol için dünyanın altını üstüne getirdiler ya, gelecek yıllarda aynısı su için olacak, göreceksin. Çünkü dünyada o kadar da fazla su yok. Ağaçları kesiyorlar, doğayı mahvediyorlar, para için dünyayı bitiriyorlar. Bir gün insanlar uyanacak, ondan sonrası zor değil.


Futbolu da para mı öldürüyor?

Kara para serbest bırakıldı. Nokta. Bir futbolcu 200 milyon ediyormuş, yok ya! Ne yapıyor 200 milyonluk? Bu kadar büyük paraların dönmesi de bu kadar çok transfer yapılması da normal değil.
Bütün iyi futbolcuların 8-10 tane takımda toplanması da işin zevkini kaçırıyor mu sizce?
Tabii kaçırıyor. Futbolun zevki kayboldu. Her şey mekanikleşti, makineleşti. Her gün maç var, neden? Bahis için. Artık tamamen ticarete döndü her şey.
Yolu açan Derwall’dir.

Bir şey ne kadar azsa değeri o kadar fazla mıdır sizce de?

Benim için öyle. Bizim zamanımızda bütün yıl İngiltere Federasyon Kupası’nın Wembley Stadyumu’ndaki finalini beklerdik. Ne zaman mayıs geliyor diye ayları sayar, o maç için yaşardık. Şimdi statların bile zevki kalmadı. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş çok güzel statlar yaptı evet ama bana göre ruhu yok, belki 50 sene sonra olabilir. Biz oynarken Wembley’in zeminini görüp kıskanıyorduk. Şimdi Ali Sami Yen’in çamurunu özlüyorum.

ABD’de salon futbolu oynarken telefonunuz çaldı ve Simoviç sizi Galatasaray’a çağırdı. O an, hayatınızın bir dönüm noktasında olduğunuzu biliyor muydunuz?

Hayır. ABD’deki macera maddi olarak çok kârlıydı ama hiç zevk almıyordum. Simo aradığında benim için önemli olan, normal futbola geri dönmekti. Bir de ben Yugoslavya’da iki büyük kulüpte oynamıştım, düşün o zaman Yugoslav futbolu nerede, Türk futbolu nerede... Ama Türk futbolunun da yükseliş dönemi oldu.

Gelmeden önce Jupp Derwall’i tanıyor muydunuz?

Tanımaz mıyım? Ben de arkadaşlarım da dünya futbolunu iyi takip ediyorduk. Şimdi cep telefonu var, internet var; ona rağmen bugünküler kimseyi tanımıyorlar. Derwall, bu yükselişi başlatan isim oldu. Türk futboluna Avrupa’nın kapılarını açtı. Başta Almanya’nın hocası Derwall’i getirme vizyonu gösteren Ali Uras, sonra Derwall. Biz sonra geliyoruz. İkisi için de ne söylesem az.

Galatasaray’ı 2000’de Avrupa’nın zirvesine çıkaran süreç o dönemde mi başladı?

Tabii ya. Yolu açan Derwall’dir. Ortada hiçbir şey yokken o yolu kafasında çizen ise Ali Uras. Sonrası, yolculuk.

2000’deki UEFA Kupası Finali’ni izlerken ne hissettiniz?

Müthiş bir olay. Çok duygulandım. Ben Türkiye’ye geldiğim 1985 yılından itibaren Avrupalıların Türklere ikinci sınıf insan muamelesi yaptığını defalarca gördüm. Biz o yıllarda onlara kafa tutmaya başlamıştık ve 2000’deki takım da yarım kalan işi tamamladı. Çok büyük tokattı onlara. Bizi küçümseyen rakiplerimizi düşündüm.

Galatasaray’ın şampiyonluktan uzak 14 yılının son ikisinde buradaydınız. O birikmişliği, o stresi nasıl anlatırsınız?

Onu başkalarına sormak gerek çünkü ben hiç stresli değildim. Ben futbol hayatımda bir kez stres yaşadım, o da Galatasaray’la gittiğimiz bir turnuvada Johan Cruyff’tan transfer teklifi aldığımda. O an bir kamera olup da beni çekseydi, izlediğimde ben kendimi tanımazdım. Hayatımda ilk defa heyecandan titredim. Cruyff altı ay sonra Ajax’tan ayrılıp Barcelona’nın başına geçti. O transfer gerçekleşse Ajax’a gidecektim. Sonra belki beni de Barça’ya götürecekti. Yine de Cruyff’un izleyip beğenmiş olması bana yeter. Demek ki ben de dünya çapında futbolculardan biriydim.

Bugünkü futbol piyasasında Cevad Prekazi’nin değeri ne olurdu?

Madem piyasa böyle, bugün dört yıl için 100 milyon Euro maaş isterdim. Verirlerdi de. Yüzde yüz.
Bir ara Galatasaray yönetimiyle anlaşmazlık yaşadınız ve Fenerbahçe’ye transferiniz gündeme geldi. Neden gitmediniz?

Niye mi gitmedim? Çok basit; eşimle konuştuk ve böyle karar verdik. Fenerbahçe yönetiminden beş kişi, Florya’daki evime geldi. Futbol şube sorumlusu çeki bana uzattı ve “Yaz koçum, ne kadar istersen yaz” dedi. Todor Veselinovic beni istiyordu ama ben Galatasaray’ı bitirememiştim. Tekrar Galatasaray’la görüşmeye giderken, “Yine olmazsa Fenerbahçe’ye imza atacağım” diye düşünmüştüm. Kendimi “Ben profesyonel futbolcuyum” diye ikna ediyordum. Bir yandan inat da vardı. Ben Galatasaray’da neler neler yapmıştım, bana değer vermiyorlardı. Hasnun Galip Sokak’taki kulüp binasından çıktığımda yine anlaşamamıştım. Ama yapamadım, Fenerbahçe’ye gidemedim. Gelip geçici kişilere kızıp Galatasaray’a mı küsecektim? Eve geldim, eşime anlattım, “Ne kadar veriyorlarsa git Galatasaray’a imzayı at” dedi. O da benim kadar seviyordu Galatasaray’ı.



Kitap nasıl ortaya çıktı?

Hep bana sorulurdu “Neden kitap yazmıyorsun?” diye. Hiç yanaşmamıştım. Kitap aslında biraz tesadüf oldu. Onur (Bayrakçeken) turist olarak geldiği Belgrad’da beni oturduğum kafede buldu. Her gün geliyordu, konuşuyorduk. Sonra bunu bir kitaba çevirmek istedi. 12 gün konuştuk. Bu sayede bir kitabım oldu. Sevenlerim, bu kitapla beni daha iyi tanıyabilir. Sadece futbol değil sevdiğim filmleri, plakları, çocukluğumu, bütün hayatımı konuştuk.

Galatasaray formasıyla yaşadığınız en güzel an, Monaco maçındaki frikik midir?

Eskişehirspor maçıyla gelen o ilk şampiyonluğu unutamam. Sonuçta şampiyonluk için bütün bir yıl mücadele ediyorsun. Tam 34 maç sonunda o mutluluğa ulaşıyorsun. Tabii ki Monaco maçındaki frikiğin de çok farklı bir anlamı var. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale sadece altı maçta geldik. Ama daha önce de söylediğim gibi biz Almanya’ya ilk defa kampa gittiğimizde Türklere nasıl baktıklarını gördüm. Monaco maçı, biliyorsunuz Köln’de oynandı. Ama ben bir an bile başka ülkede olduğumuzu hissetmedim. Mungersdorfer Stadyumu’nda o gün sadece Türkler vardı ve sadece Galatasaray taraftarı da yoktu, herkes oradaydı. Ligde şampiyon olurken Galatasaray taraftarı ‘Gol’ diye ayağa kalkıyordu, burada bütün Türkiye ayaklandı. O an muhteşemdi. Golü zaten biliyorsun...

Tarık Akan büyük aktör ve büyük bir insandı

Prekazi’nin Türkiye’de geçirdiği 7.5 yıldaki renkli hayatından geçen simalardan biri de 2016 yılında kaybettiğimiz aktör Tarık Akan. Efsane futbolcu, bu arkadaşlığın arka planını şu şekilde anlatıyor: “Bakırköy’den iki arkadaşım vardı; Ahmet ve Candan. Tarık Akan, onların çocukluk arkadaşıymış. Ünlü Taş Mektep’i üçü birlikte aldılar. Bazen Taş Mektep’te, bazen Bakırköy Meydanı’ndaki Yeşil Kafeterya’da denk gelip konuşurduk. Aynı kafada insanlardık. Büyük aktör ve büyük bir insandı. Ölümü çok büyük bir kayıp oldu Türkiye için.”

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/ali-sami-yenin-camurunu-ozluyorum-41151316



GERCEKEDEBİYAT.COM