Çankaya'nın Yeşili Nereden Gelir? / Meriç Kırmızı

Çankaya'nın Yeşili Nereden Gelir? / Meriç Kırmızı

22 Haziran 2018 - 679 kez okundu.

ANKARA'DA "KALMAK"

Ankara'nın baharda ve yazın mis gibi kokan, yeşil ara sokakları denilince aklınıza neresi gelir? Elbette "Ankara'nın en çok İstanbul'a geri dönüş yolu güzeldir," gibi klişe laflara sığınanlara sormuyorum.

Bir de bu sözü bugünün İstanbul'u için hâlâ söyleyebiliyorlar mıdır merak ediyorum. Benim aklıma Kavaklıdere, Remzi Oğuz Arık, Barbaros (beş yılımı da geçirdiğim) ve Çankaya mahallelerindeki sokaklar gelir. Kentin tarihsel mimari örnekleri, önemli kurumları ve geleneksel çarşıları ile Ulus tarafı bir yana, bugünkü Çayyolu yönüne doğru olan Eskişehir yolu üzerindeki yeni gelişme aksını ise ofis kuleleriyle, AVM'leriyle, siteleriyle, şehir hastanesi ve yok edilen ormanlık alanlarıyla kafamdaki "yeşil Ankara" imgesine katmıyorum.

Her ne kadar ODTÜ ve Bilkent'te de Ankara güneşinin keskinleştirdiği ağaç ve çiçek kokularını henüz duyabilsem de... Kuğulu Park ve Tunalı Hilmi çevresine geri dönersek, buradaki sokakların neden ve ne zamandan beri böyle yeşil olduğuna ilişkin internette somut bir bilgi pek bulamadım.

Çankaya sokaklarının bugün bunca yeşil olmasının kent planlaması ile bir ilgisi var mıdır diye bakınca, yine sokakları çok yeşil olan Bahçelievler[1] ve Saraçoğlu[2] mahalleleri dışında, dönemin ağaçlandırmayı da kapsayan kent planlaması anlayışının daha çok, Atatürk Bulvarı hattına odaklandığını öğrendim: "Böylece, 1925 yılında Ulus’tan Kızılay’a uzanan Atatürk Bulvarı’nın doğrultusu çizilir ve bu doğrultuda ilk bahçeli evler yapılmaya başlar. 1928 yılına gelindiğinde ağaçlandırma başlamışsa da, üzerindeki seyrek yapılaşma ile Bulvar, boşlukta uzanan bir şerit görünümündedir."[3] Aynı kaynaktan Kavaklıdere'nin geçmişte bağ, bahçelik bir alan olduğu bilgi kırıntısına da ulaştım: "1920’lerin Ankara’sı toplam 20 bin nüfusa sahip ıssız-sessiz, kışın çamuru, yazın tozu bitmez küçük bir Orta Anadolu kentidir. Çankaya o yıllarda kentin alabildiğince uzağındadır. Bugünkü Devlet, Resim ve Heykel Müzesi’nin bulunduğu tepelerin eteklerinden Çankaya’ya kadar inen her yer asma kütükleri, bağ artıkları, yabani çiçekler ve dikenlerle doludur."[4]

Hatta Ankara'nın en sevimli ve Paris pasajları havasındaki AVM'si olan Karum'dan yukarı doğru tırmanıp, sola doğru kıvrılarak yükselmeyi sürdürürseniz, bir süre sonra kendinizi kentin gizli kalmış, yeşil dinlence mekânlarından biri olan "Papazın Bağı"nda[5] bulursunuz.

Tunalı'yı çevreleyen sokaklar yeşil olmakla kalmaz, aynı zamanda bu sokaklarda bulunan alçak katlı ve insancıl, eski, ama zevkli bahçeli apartmanlarda yaşayanlara hemen alışveriş caddesinin berisinde umulmadık bir sessizlik olanağı da sağlar.

Buralara neyse ki sessizliği, eski taş binaların yapı estetiğini, yeşil sokak ve bahçeleri ve düzenli kaldırımları yok edecek kentsel dönüşüm buldozerleri ve hafriyat kamyonları daha girmemiştir. Bu nedenle insanın gücü yetiyorsa, işi gücü bırakıp, bu sokaklarda bir daire tutup, keyfince döşeyip, evden çalışası, örneğin, bir yazar olası gelir.


KENTSEL KURGU VE KENTSEL DÖNÜŞÜM

Ankaralı bir yazar örneği olarak, Sibel K. Türker'in  Ankara'ya düşkün olup, bu kenti bırakamadığı, "Burada Kalmak"[6] romanından sezilebilir. Türker'in belki bir ilk gençlik öyküsü üzerinden anlatılan klasik iyilik-kötülük temalı romanında, 1950'lerden sonra hızla İstanbul'un ağırlık kazanmasıyla sönükleşmiş bir kent, oranın yaşayanlarının küçük ve bir ölçüde sıkışmış yaşamlarıyla birlikte açığa çıkar. Türker'in Ankara'sı en çok kış soğuğu ve bu soğuğun yarattığı evcimenlik duygusu ve yaşantısı ile okurlara taşınır: "Sokaklarda tek bir adam göremezsiniz. Herkes Poseidon'dan kaçar gibi kaçar evlere, bürolara, dükkânlara, sınıflara. (...) O kadar evcimenizdir yani." (Türker, 2018, s. 34) ya da "Ağızlardan çıkan buhar hep aynı sloganı söylüyordu: "Kışa Hayır!" Herkesi birleştiren ise bir an önce eve kavuşma fikrinin içi ısıtan tatlılığıydı." (a.g.e., s. 222) Romanda Ankara'nın mis gibi kokan arka sokaklarından hemen hiç bahsedilmez, ama romanın anlatıcısı Kutlu mahallesinde düşünceli yürürken, arada kafasını kaldırıp ağaçlara bakar: "Issız bulvarda durup kestane ağaçlarına kaldırdım başımı, baktım baktım. (...) Yarınlar kestane ağacının tepesinde asılı değil. Önüne bak da donmadan eve doğru yürü tıpış tıpış." (a.g.e., s. 230)

Türker'in romanında Türkiye kentlerini pençesine almış kentsel dönüşüm kaçınılmaz bir biçimde var, aynen Seray Şahiner'in ödüllü Kul'unda[7] İstanbul'da Samatya'da yaşayan ve apartman temizleyerek geçinmeye çalışan Mercan Hanım'ın gözünden anlatıldığı gibi ya da Oya Baydar'ın Yolun Sonundaki Ev'inde[8] Mecidiyeköy-Şişli taraflarındaki bir apartmanın ahalisinin bu nedenle dağıldığı gibi. Kentsel dönüşüm yalnızca binaları ve kenti değil, kentteki toplumsal yaşamı da etkiler. Örneğin, Kul’un baş karakteri Mercan Hanım dertleşecek komşularını artık çevresinde bulamaz:

Kocası yine evi terk etmiş olsaydı da, (...) misal eskiden şurda oturan Elif evi yıkılıp gitmemiş olsa gelmez miydi Mercan’la iki satır sohbet etmeye? (...) Ama... Yoklardı. Onların evlerinin yerine yükselen apartmanlara taşınanlar da ne Mercan’la oturup iki laf eder ne birlikte cemevine gelirdi. (Şahiner, 2017, s. 79)

Yine, Burada Kalmak'ta Kutlu apartmanlarında yaşayan daire sahiplerini eski hesaplaşmaları da gün yüzüne çıkarıp, bölen, kendisinin hiç sıcak bakmadığı kentsel dönüşüm konusuyla ilgili oyu belirleyici olacak olan dedesinin tepkilerini ölçmeye çalışır:

Oyunu dönüşümden yana kullanacak olan bir adam nasıl olabilirse, onu dedemin gözlerinde, dudak kenarlarında filan arıyordum. Belki de insan sırtından başlardı dönüşmeye ne bileyim. Ya da önce tırnakları uzar, elleri kıllanır, köpekdişleri ortaya çıkardı. Dolunay zamanlarında. Ya da dönüşüm kafada tamamlanırdı da sonra bedenine geçerdi ufak ufak. Ama bana dedem hep aynı gibi geliyordu doğrusu. (Türker, 2018, s. 194)        

Kentsel dönüşümün farklı kentli toplulukların, insanların (müteahhidi, inşaat işçisi, temizlikçisi, sanatçısı, ofis çalışanı, ev kadını, emeklisi, kapıcısı, vb.) yaşamına etkileri artık Türk sinematik ya da yazınsal kurgusunun olmazsa olmaz bir parçası.      


SONUÇ YERİNE  

Ankara dışındaki büyük kentlere baktığımızda, İstanbul'da yeşil sokak bulmak bir yana, yeşil alan mezarlıklar filan dışında hemen hiç kalmadı. Samsun'a gelince, yeşil olmayan Karadeniz kenti unvanını gururla taşıyor. (Bir de son günlerde limana yanaşan gemilerdeki canlı hayvanlar yüzünden bütün kent kokuyor. [9]) Hatta bir öğrenci harita üzerinden Samsun'daki yakın zamanlı dönüşümle ilgili ödev sunumunda Samsun'un doğal yeşilinin inşaatlarla bozulup, sahiline yapay yeşilliklerin yapılmasındaki ironiye dikkat çekmişti. Gözün inşaattan başka bir şey görmediği Samsun, nüfusu 1920'ler Ankara'sı kadar az olmasa da, "kışın çamuru, yazın tozu bitmez küçük" bir Orta Karadeniz kenti olarak, o dönemin Ankara'sına benzetilebilir. Samsun'u şöyle bir yürüdüğünüzde merkez tarafını köhne ve yıpranmış, Atakum'u ise cilalı, hatta postmodern, ama yerleşilmemiş bulma olasılığınız yüksek. Birkaç kişi Samsun'un bir kent kimliğinin ya da yerli halkının olmadığını da söyledi, herkesin buraya bir yerlerden geldiğini. Yabancılar içinde en çok taşınmazı alan da Iraklılar[10]. Burada bir kent araştırmacısı için ilginç malzemenin azlığı (İstanbul'da ise, tüketilmişliği) bir tür çıkmaz yaratıyor.

Ankara da İstanbul, İzmir, Samsun, vb. gibi dönüşüyor. Çankaya'da Tunalı çevresi, özellikle iç sokaklar şimdilik korunuyor, Tunalı Hilmi'nin üstündeki birkaç ticari yapı, eski, bilindik mekânları da içeren ticari işletmeler (Kavaklıdere Sineması[11], Flamingo Pastanesi[12], Dost Kitabevi, Mithat Selection mağazası gibi) ve İran Caddesi'nde Seğmenler Parkı'na çıkarken sağdaki yeni konut ve ticari yapılaşma ve "derin budama" yüzünden yeşilliksiz kalmış Kuğulu Park'ın [13] dışında. Bütün bunlara karşın, Ankara'nın bitki kokularıyla gönül çelen sokaklarında insanın aklı kalıyor.                  


[1] http://www.goethe.de/ins/tr/ank/prj/urs/geb/sie/bah/trindex.htm

[2] http://www.goethe.de/ins/tr/ank/prj/urs/geb/sie/sar/trindex.htm

 [3] http://www.cankaya.bel.tr/pages/74/Mustafa-Kemal-Ataturk-ve-Cankaya/

4] http://www.cankaya.bel.tr/pages/74/Mustafa-Kemal-Ataturk-ve-Cankaya/

[5] http://www.papazinbagi.biz/hakkimizda.aspx

 [6] https://www.birgun.net/haber-detay/sibel-turker-den-ruh-halimizin-ayrintilariyla-dolu-bir-roman-burada-kalmak-210578.html

[7] https://canyayinlari.com/Kitaplar/roman/20815/kul

 [8] https://canyayinlari.com/Kitaplar/roman/21935/yolun-sonundaki-ev

[9]http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/991160/Yine_Brezilyali_inekler__Genizleri_yakan_koku_sehri_sardi.html

[10] https://www.emlaktasondakika.com/haber/genel/iraklilar-samsundan-3-ayda-99-gayrimenkul-aldi/135999

[11] http://www.hurriyet.com.tr/gundem/ankaranin-kalbinin-attigi-yer-tunali-hilmi-202354

[12] http://flamingopastaneleri.com.tr/hakkimizda

[13] http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/883219/Kugulupark_hatirladiginiz_gibi_degil.html


Meriç Kırmızı
GERCEKEDEBİYAT.COM