Büyülü Öyküler’in peşinde / Mahir Ünal

Büyülü Öyküler’in peşinde / Mahir Ünal

19 Aralık 2017 - 1243 kez okundu.

 

 

“Sesi devasa boşlukta yankılanıp, yavaş yavaş uzaklaşırken, Guru Rinpoche’nin sesini duydu:
Büyük Okyanusu düşün, sonra üzerindeki küçük dalgaları. Eğer bir dalga, başlangıcı ve sonuyla kendi biçimini, oluşunu ve yok oluşunu görürse, doğumdan ve ölümden korkar, tıpkı tüm varlıklar gibi. Fakat, aynı dalga sadece su olduğunu görür ve kendini suyla özdeşleştirirse, o zaman doğumdan ve ölümden bağımsız olur. Her dalga, doğar; ve sonunda yok olur, ancak suyun kendisi her daim doğumdan ve ölümden bağımsız kalır.”
(Ve Lemurlar Her Yerdeydi, sf. 114-115).

Alper Sezener’in beşinci öykü kitabı “Büyülü Öyküler” Arion Yayınları tarafından Kasım Ayı’nda yayınlandı ve sessiz sedasız raflardaki yerini aldı. Kitabın adı, okuyucunun aklına ilk anda Dino Buzatti’nin Can Yayınları tarafından 1996 yılında basılan öykü kitabını getirse de Alper Sezener’in yeni kitabının üslup ve içerik açısından tamamen farklı bir eser olduğu söylenebilir.

On iki öyküden oluşan kitap, özet olarak yetmişlerin ünlü Rock grubu Rainbow’un Temple of the King (Kralın Tapınağı) isimli şarkısından bir alıntı ile başlıyor. İlk öykü, “Armadillo Düğümü”, ölümle yaşam arasında kalmış kahramanın trajikomik öyküsüne odaklanıyor. Sonra, öykülerin her birinde tilkiler, lemurlar, sırtlanlar, kargalar, güvercinler ve benzeri hayvan sembolleriyle bezeli sürükleyici edebi anlatılar sıralanıyor. Dikkatli okuyucunun öyküler arasında çeşitli ve sıra dışı bağlantılar bulması mümkün. Öykülerdeki hayvanların ağzından anlatılan uzak doğu mitolojisi kaynaklı masalların eğlenceli ama düşündürücü mesajlar içerdiği de ilk okumada göze çarpıyor. Bunun dışında, kitaptaki “Sergüzeşt” gibi kara mizah barındıran ya da “Gerçeğin Beceriksiz Avcıları” gibi hüzünlü birer öykü de kitaba farklı bir açılım sağlıyor.

Öykülerdeki üslup akıcı ve konular özenle seçilmiş olmasının yanında farklı ve sürükleyici. Ayrıca, felsefi ve edebi sözcüklerle bezeli alt mesajların da öykülere ayrı bir anlatım gücü kattığı söylenebilir. Bu yönüyle, Türk yazını ve öykücülüğü açısından nitelikli bir kitapla karşı karşıyayız.

Diğer yandan, öykülerin sinematografik bir karakteri olduğu görülüyor. Bu anlatım tercihinin, öykülere dinamizm getirdiği bir gerçek. Fakat, bazı öykülerde bu sinemasal anlatım tercihi, okuyucunun gözleri önünden geçip giden olaylar örgüsünün biraz fazla hızlı ve kısa bir aralığa hapsedildiği hissine kapılmasına neden oluyor. Dolayısıyla, bazı öykülerin tamamlanmamış ya da beklenilenden erken tamamlanmış gibi bir his uyandırdığını söyleyebiliriz. Bunun dışında, kitabın bütünlüğü ve gerek dil gerekse de anlatım açısından öykülerin özgünlüğü ve yarattıkları etki gayet başarılı. Bu çerçevede, Alper Sezener’in, yeni öykü kitabı, okunması ve üzerinde konuşulup yazılması gereken eserlerden biri.

Julio Cortazar’ın anekdot olarak aktardığı üzere, “etkileyici bir metin ve okur arasında yaşanan mücadeleyi roman hep sayıyla kazanır, oysa öykünün bu maçı nakavtla alması gerekir.” Bu yüzden, öykü yazmak başlı başına alınan büyük bir risk yazar için. Günümüzde kitap yazıp yayınlatmak bir yana kitabın okuyucuya ulaşmasını sağlamanın ayrı bir büyücülük yeteneği gerektirdiği de cabası. Şiirin ve öykünün hızla okuyucu kitlesini yitirmeye başladığı bir çağda, büyülü dizelere ve öykülere ihtiyacımız var.  Bu minvalde, edebiyatta farklı üslup ve çabaların desteklenmesi, ne yazık ki öykünün hak ettiği yeri alamasa da mevcuttaki yerini koruması için azami ölçüde çaba harcanması gerekiyor.

MAHİR ÜNAL
GERCEKEDEBİYAT.COM

Künye: Alper Sezener, Büyülü Öyküler, 160 sf. İstanbul: Arion Yayınları, Kasım 2017