Borçka Mektupları / İvane Caiani

Borçka Mektupları / İvane Caiani

07 Ocak 2019 - 335 kez okundu.

IV. Mektup  
Borçka köyü (Batum ilçesi)
8 Haziran


Bu yıl Çoruh Nehrinin taşması Borçka köyünde yaşayan Müslüman Gürcülere çok büyük zarar verdi. Martın birinden başlayıp Mayısın sonuna geldik, Çoruh’ta hâlâ kayıkların işlemesi mümkün değil. Birkaç cesur kayıkçı dışında, onlar da büyük korku ve endişe içinde, Çoruh’ta kimse iş göremedi. Gerçi geçen yıllarda da seller olmuş, ama bu kadar uzun sürmemişti. Sel olmadığı zamanlarda Borçkalılar ve Çoruh kıyısının bazı yerlerinde yaşayanlar, ekmeğini yalnızca kayıkçılıkla kazanıyorlar. Devletin vergisini, sevdiklerini, dostlarını ve düşmanlarını bununla karşılıyorlar. Bir yıldır bu gelirden yoksun kalan erkekler zamanı sadece gece gündüz uyuyarak geçiriyorlar. Irmakta hâlâ bir çekilme belirtisi yok.
        
Gerçi bazılarının ekip biçilecek yeterli tarlası var, ama buranın erkekleri ekip biçme ve hasat işlerine bakmıyorlar. Nedense bu işleri kadınların yapması geleneği var. Borçkalıların bir başka gelir kaynağı daha var: Onlar yazın kil testiler ve kap kacak yapıyor ve iyi fiyata satıyorlar. Bu kap kaçağı  bir kayığa doldurup Batum’a götürseler, bunları toplam elli manattan yetmiş manata kadar satabilirler. Gerçekten de bu iyi bir iş, ama Çoruh vadisindeki başka köyler bu tür  işleri ne biliyorlar ne de kil kap kacak kullanıyorlar. Diğerleri yalnızca kayıkçılıkla çoluk çocuğunun rızkını çıkarıyorlar. Bundan dolayı Borçkalılar bu vadide diğer köylülere göre daha zengin sayılıyor. Gerçekten de Borçka’da bir tek kişi yoktur ki elli, altmış, seksen altını olmasın. 
      
Genel anlamda söylersek, buralılar sizin köylüler kadar vergi vermiyorlar. Bunun dışında buralı erkek bir düğün yapsa, ne şarap ne de votka için para harcaması gerekir. Eğer düğün sahibi bir fincan şerbet, birer şekersiz kahve ikram ederse buna da şükretmek gerekir (Bu fincanları da öyle küçük ki, sizin terzilerin dikiş dikerken parmaklarına taktıkları yüksük bile bundan büyüktür). Eğer iyi bir pilav, ekmek ve bal olursa, konuklar o zaman evlerine memnun dönüyorlar. Ev sahibi de bu işten hakkıyla çıkmış sayılıyor.        

Birisi öldüğünde de pek para harcamıyorlar. Ölü evinde komşular hizmet ediyor. Hoca ücretsiz geliyor, ölüyü yıkıyor ve cenazeyi, kısa sürede, ölümden üç-dört saat sonra toprağa veriyorlar. Ölüyü yıkamanın karşılığı olarak hoca bir manat alıyor. Bir manat da kefene gidiyor. İki manat kadar da fakirlere dağıtırlarsa, ölünün ruhu da şad oluyor, hayatta olanlar da vecibelerini yerine getirmiş oluyorlar. Komşu ne yemek ne de içecek ister, minnet duyması da gerekmez.        

Sizde bu kadar paraya din adamı bile gelmez. Komşu ölü yemeğinde iyice yemez ve içmezse, yardım etmediği gibi her yerde de bunu anlatır.

(İveria , 7 Temmuz 1893)


V. Mektup  
Borçka köyü (Batum ilçesi) 14 Temmuz 

Eğer bu yaz böyle iyi ve sağlıklı geçerse, hiçbir şey keyfimizi kaçıramaz. Tanrıya şükürler olsun, onun lütfuyla şimdilik iyi bir ürün bekliyoruz. Buğday ve arpa başakları hayli iyi. Gerçi buralılar çok fazla buğday ve arpa ekmiyor, ama toprak, ekmiş olanın da alın terini çok iyi ödüllendirdi. Tütün de var oğlu var, gerekli zamanda yağmurunu da aldı nemini de. Hava koşulları şimdilik tam da gerektiği gibi. İşte böyle, pirincimiz de olur, pancarımız da. Sonradan bir talihsizlik olmazsa, meyvemiz de çok bol olacak, üzüm de çok verdi. Bu yıl çok şarkı söyleriz: “Geliyoruz yana yana, gelini getiriyoruz sana”. Çokça böyle şiirler söylemeyi umuyoruz. Şıra da pekmez de çok bol olacak. Başka ne ister ki insan bu fani dünyada!  
     
Bizim temel sorunumuz Batum-Artvin yoluydu. Onu da düzeltip temizlediler. Şimdi tertemiz. Öyle temiz ve düzgün ki, yumurta yuvarlasanız bir yere takılmaz. Bu temiz yol için kime teşekkür edelim bilemiyoruz. Kısacası, Batum’dan Niskota köyüne kadar (Batum’dan 65 kilometre uzaklıkta) dört atlı faytonlar yolları inleterek rahatça gidip geliyorlar. Bu yol sayesinde bu yıl kimleri görmedik: Kolordu komutanı İ. G. Amilahvari, Kutaisi askeri valisi ile Petersburg’dan ulaştırma bakanlığında görevli özel işlerden sorumlu yetkili. Kime daha çok teşekkür borçlu olduğumuzu bilmiyoruz. İşte böyle, bir sarayın zemini gibi düzgün olan bu güzel yolda, gece gündüz rahat yolculuk ediyoruz. 
       
Ne yazık ki bu yol bir kurban aldı. Ama böyle bir iş daha fazlasına da mal olabilirdi. Söz konusu bir insanın ölümü olunca daha fazlasını söylemek olmaz. Bu yolda iki erkek kardeş çalışıyorlardı. Kardeşlerden biri Çoruh kıyısına su içmeye ve su getirmeye gitmiş. Adam geri dönmeyince kardeşi ve arkadaşları endişeye kapılmışlar. Başına bir iş gelmiş olmasın, gidip bakalım demişler. Gitmişler, aramışlar, seslenmişler, ama adamı hiçbir yerde bulamamışlar. Ötede beride çok bakınmışlar, ne ölüsü ne de dirisi ile karşılaşmışlar. O zaman suya kapıldığına kanaat getirmişler. Gerçekten de öyle çıktı. Kardeşi ırmağı izlemiş ve Borçka yakınlarında adamı boğulmuş olarak bulmuş.   
    
Buralı Müslüman Gürcülerin akraba ve yakınlarının yarısının Osmanlı ülkesinde olduğunu, benim bu konudaki kısa yazımdan İveria okurları hatırlayacaktır. Bazılarının akrabaları o kadar yakın ki, bir gün içinde gidip gelinebiliyor. Ama onlar bugüne değin bu mutluluktan uzaktılar. Lazistan koridorunda yalnızca iki yerden geçiş vardı, o da gümrük müdürünün verdiği belgeyle. Yazın buralılar tarla işlerinde birbirlerine yardım ediyorlar. Bu gümrüklerden biri limanda (Hopa yakınlarında, deniz kıyısında), ikincisi Orcohi’de (Artvin ilçesinde, Artvin kentinin yirmi kilometre yukarısında) bulunuyor. Bir gümrükten diğerine yüz kilometre mesafe var. Buralılar akrabalarını görmek isteyince, bu gümrüklerden ya birincisine ya da ikincisine gitmek zorundalar. Kuşkusuz iki günlük yolculuk hayli zor. Buralılar akrabalarını görmeye, kendi köylerinden üç-dört saatlik yolculukla habersiz ve gizlice gidiyorlardı. Doğal ki yalnızca erkekler gidip geliyordu, yoksa çoluk çocuk dağları ve ormanları nasıl aşacaktı. Şimdi beş yeni geçiş noktasına daha izin verildi. Öte yanda ve bu yanda yoğun nüfusun olduğu yerlerde gidiş gelişlerin artık kolaylaşacağını umuyoruz. Böylece bir kaçağınki gibi gizli gidiş gelişlere de gerek kalmayacak. 
      
Bu vadiye Ardahan ilçesinden Malakanların getirileceği ve değişik köylerde Müslümanlar arasına yerleştirileceğini güvenilir kaynaklardan duyuyoruz. Müslümanlar ile Malakanlar iç içe nasıl yaşarlar. Buralı kadınlar komşularından bile sakınıyorlar. Bir Müslüman kadın bir Malakanla yan yana bağ-bahçede nasıl çalışır. Müslüman kadının, yabancı bir erkeğin yakınında çalışmasına ve onunla göz göze gelmesine ne gelenekleri ne de görenekleri izin verir. Bunu hangi Müslüman kabul eder ve içine sindirir. Bunların bir arada yaşayabileceklerini sanmıyorum. Buraları görmeye gelen üç Malakan erkeğini buldum ve yöreyi beğenip beğenmediklerini sordum. Çok iyi yerler, ama yolu yok dediler.
        
- Müslümanlarla bir arada nasıl yaşayacaksınız, onlar sizi kabul etmezler, siz de onları. Her gün kavga ve patırtı eksik olmaz, dedim.  
     
- Biz onlarla, domuz yetiştirinceye değin kavga etmeyiz, dediler. Sonra onlar zaten Osmanlı topraklarına kaçarlar. Yalnız kaldığımızda kavga edeceğimiz kimse de zaten olmaz. 
      
- Evet, bu çok iyi bir fikir, dedim. Siz neden başınızı derde sokasınız, sizin yerinize bu işi domuzlar yapabilecekken.       

Bu olayı buralı halk duyunca, Kutaisi valisine şöyle şik? â?yette bulundular: Bizi onların elinden kurtarın, Kuran ve geleneğimiz bizim onlarla yaşamamıza izin vermiyor. Bizim çoluk çocuğumuz onlarla bir arada olamaz, bağ-bahçede kızlarımız çalışamayınca hayatımızı nasıl sürdürürüz. Bize yardım edin, bizim sonumuz olacak iskâna izin vermeyin.
       
Bu ricayı vali bey dikkate alır mı henüz bilmiyoruz. Ne var ki ben buralıların isteğinin yerine getirileceğini sanmıyorum. Aksi durum da, yabancıların yerleştirilmesi burada yaşayan her Müslüman için çok incitici ve sıkıntılı olur. Gerçekten, Malakanların iskânı gerçekleşirse, Murgul vadisinde bir tek Müslüman kalmaz. Bir gecede hepsi Osmanlı topraklarına geçer ve o zaman kara gün başlar domuzlar ve sahipleri için. Öyle bir iş gelir ki başlarına kaçacak delik bulamazlar. Öyle ya, elinden kendi topraklarının alınmasını, onca çoluk çocuğuyla aç halde Osmanlı topraklarına gitmek zorunda kalmayı kim kabullenebilir?

(İveria, 22 Temmuz 1893)

VI. Mektup  
Borçka köyü (Batum ilçesi) 28 Temmuz 


Bundan önceki mektupta, Murgul vadisine (Artvin ilçesi) Malakanların yerleştirileceğini yazdığımı ?İveria
okurları hatırlayacaklar. Bu vadide yaşayan Müslüman Gürcüler, buraya Malakanların yerleştirilmesini istemediklerini Kutaisi askeri valisine bildirmişlerdi. Ama şu anda yerleştirme işlerinin sürdüğüne bakılırsa bu istek-rica bir işe yaramamış. Daha sonra bu vadiye ilçe yöneticisi T. M. Eristavi ve T. İ. Abaşidze (Artvin yöneticisi) gelmişlerdi. Bunlar Malakanlar için iki köyü boşaltacaklar ve burada yaşayan köylüleri başka yerlere göndereceklerdi. Bunlar bu ayın yirmisinde, Murgul vadisindeki Arhva köyüne yeniden geldiler. Burada Mehmed Ağa’nın evinde geceyi geçirecek ve ikinci günü, yerli halkın boşaltılacağı köye gideceklerdi. Mehmed Ağa’nın iki katlı evi var ve o değerli misafirlerini üst katta ağırlamış. Gece yarısı T. Eristavi alt kata inmek istemiş ve adamları uyandırıp bu işle ilgili olarak köye gönderecekmiş. Bu sırada üst katın merdiveninin ilk basamağının tahtası kırılmış ve o aşağıya, taşlığa düşmüş. Altı arşın yükseklikten taşlara düşerek çıkardığı sesle bütün ev halkını ayağa kaldırmış. 
        
Kuşkusuz o anda dışarı fırlamışlar ve büyük bir zorlukla onu üst kata çıkarmışlar. Bugün de orada hasta yatıyor. Uzun zamandır salla Çoruh kıyısına indirmeyi, oradan da kayıkla Artvin’e götürmeyi düşünüyorlardı. Herhangi bir kırığı olmamasına karşın, beli çok ağrıdığı için hâlâ oradan ayrılabilmiş değil.

Bu ayın on beşinde, Artvin kenti yakınlarındaki Skema köyünde (Artvin’e iki kilometre uzaklıkta) kaçakçılar Avrupa mallarıyla yüklü yirmi kadar at götürüyormuş. Bunu birileri kolluk kuvvetleri komutanı yüzbaşı T. P. Mikeladze’ye haber vermiş. T. Mikeladze on kadar askeriyle gidip yolu tutmuş. Kaçakçılar onları fazla bekletmemişler. Gece saat ikide kaçak mal taşıyanlar nöbetçiyi fark etmişler. Onlar da bir kilometre uzakta yüklü iki at görmüşler. O tarafa doğru hareket etmişler, ama kaçak mal sahipleri silahlarını doğrultmuş.       

Askerler de karşılık vermişler. Karşılıklı ateş on beş dakika kadar sürmüş. Kaçakçılar malları kurtarmanın imkânsız olduğunu anlamışlar ve kendilerini kurtarmışlar. Yolun kötü olması ve karanlıktan dolayı onları izlemek mümkün olmamış. Şimdi bunların altısının kaçakçı ve ikisinin at sahibi olduğunu biliyoruz. Bu kaçak malın taşınması için altmış dokuz manat vermişler. Kaçak malların değeri ise altı yüz manat kadarmış. Son on dört yılda hiç kimse bu değerde kaçak mal yakalamamış.

(İveria, 3 Ağustos 1893)




VII. Mektup  
Borçka köyü (Batum ilçesi) 6 Ağustos


Yağmursuzluktan dolayı son iki ayda yüz yüze geldiğimiz durum düşman başına. Kuraklık erkeklerin ve çoluk çocuğun bütün bir yaz emeğini ve alın terini yok etti. Genel olarak Çoruh vadisi öyle taşlık ve kayalık bir yer ki, haftada bir yağmur yağmayınca bu topraklar nemsiz kalıyor. Bunun sonucunda buralılar çoluk çocuğuna nasıl bakacağını düşünmeye başlıyor. Halk hayvanlara bile bakamıyor. Hayvanlar kışın şimdikinden daha besiliydiler. Otlar kuruyunca aç kaldılar. Ağaçlar ve orman öyle kurudu ki ateşe versen kibrit gibi yanar.       

Bir süre önce Otinko (Otingo) kaplıcası yakınında yangın çıktı (Karçhal Dağı yakınlarında) ve köylüler yangını zar zor söndürdüler. Kim aklını kullanıp buğday ve arpa ektiyse, bu yıl kazançlı çıktı. Buğday ve arpanın ihtiyaç duyduğu günlerde yağmur yağdı ve başaklar çok iyi olgunlaştı. Ne var ki, buğdayı ve arpayı çok az ekmişlerdi. Burada asıl geçim kaynağı mısır ve köylüler de daha çok mısır ekiyorlar. Mısır olmadığı zaman tütünleri oluyordu ve geçimlerini sağlıyorlardı. Şimdi pek çok insanın gözyaşlarına tanık oluyoruz ve açlık tehlikesi kapıda bekliyor.

Bu mevsimde, hiç değilse bazı yerlerde kırılacak mısır koçanı olurdu. Oysa şimdi mısırların boyu yarım arşın bile değil. Tütün açısından da mısırdan daha kötü bir mevsim yaşandı. Gene bu tarihlerde birkaç kişinin yirmi batmandan kırk batmana kadar kırılmış ve kurutulmuş mısırı olurdu. Şimdi kestane yaprağı büyüklüğünde bile mısır bulamazsınız ve gün geçtikçe kuraklıktan ve samyelinden dolayı daha da kavruluyor. Allahtan bu dünyada açlıktan kimse ölmemiş ve bizim de ölmeyeceğimize dair umudumuz var. Bizim asıl derdimiz hayvanları nasıl besleyeceğimiz, yoksa Batum’dan mısır bulma umudumuz gene var. Söylendiğine göre Kahaberi’de yağmur da yağıyor, iyi ürün alınacağının belirtileri de var. Orada mısır olunca buraya getirmek zor değil. Ama oradan sap nasıl getirilir. Sap bu kadar uzaktan taşımaya uygun olmadığı için beşte birinin bile buraya ulaşması mümkün olmaz. Maradit köyünün aşağısında, Batum’a kadar olan bölgede neredeyse her gün yağmur yağıyor. Biz ise yağmura hasret kaldık. Gerçi şimdi yağsa bile bizim derdimize derman olmaz, çünkü mısır ve tütün kavruldu, hiçbir yağmur bu durumu geri çeviremez. Yaşlılar, böyle bir kuraklığı biz görmedik ve kesinlikle ahir zamana doğru gidiyoruz diyorlar.       

Vadi halkının geliri, ekmek tekneleri olan kayıklarla kazanılan iki kuruştu. Kayıkçılar da bu
dönemde neredeyse günü iş yapmadan tamamlıyorlar. Çünkü Çoruh öyle çekildi ki yürüyerek geçmek mümkün. Bu durumda yüklü bir kayığın Batum’dan Artvin’e gelip gitmesi mümkün olmuyor. Su öylesine azaldı ki, el değirmenini döndürmesi bile mümkün değil diyorlar, böyle olunca kayıkçı kayığını nasıl yürütsün. Kayıkçılar kayığa uzun bir ip bağlıyorlar, beş kişi önüne geçip yüklü kayığı çekiyorlar. Çünkü yüklü kayık adım başı kayaya çarpıyor. Şimdi düşünün, yüklü bir kayığı doksan kilometre çekip böyle yürütmekten daha zor ne olabilir. Suyun azalması yüzünden Artvin’den Batum’a seyahat çok tehlikeli olmaya başladı. Yukarıdan aşağıya biraz daha hızlı gidiliyor, ama bu durumda her zaman kayığı bir yere bindirme ve bir kayaya çarpma ihtimali var. Yüzme bilmeyenler kayığa binmeye ve Batum’a gitmeye cesaret edemiyorlar.       

Üç gün önce Murgul vadisinde, tütünüyle ünlü Trapena ve Arhva köylerindeydim. Başka yerlerde olduğu gibi orada da kuraklık tütüne zarar vermiş. Öyle ki, geçen yıllardakinin onda biri kadar bile tütün alınamaz. Murgul vadisinden söz açılmışken, ?İveria okurları için buraya ilişkin birkaç söz daha söylemezsek olmaz.

Devlet hazine bakanının emriyle 24 Temmuzda Murgul vadisinde Batum orman müdürü A. L. Abazadze geldi. Vadideki ormanları ve tarlaları inceledi. Bu sırada T. M. Eristavi de (ilçe yöneticisi) ve Artvin bölgesinin yöneticisi T. İ. K. Abaşidze buradaydılar. Beş-altı günlük bir geziyle vadideki bütün köyleri, ekilebilir yerleri ve ormanları dolaştılar. Bu ayın birinde incelemeyi tamamladılar. Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre, Sayın Abazadze, kendisine verilen yetkiyle buralılara on iki hektar ekilebilir arazi, yarım hektar ev inşa edilebilir yer, üç hektar da orman dağıtacakmış. Orada yaşayanların yeterli arazisi olmadığı için Harta’da (Karta) da ekime uygun toprak dağıtılmıştı. Halk böylece yerinde kaldı ve Osmanlı ülkesine göç etmedi. Şimdi buralı halk da, Abazadze’nin, yasanın kendilerine tanıdığı bir hak olan ve sözü edilen miktarda toprak dağıtacağını umut ediyor. O zaman kuşkusuz, eğer bir şey artarsa, daha zor durumda olanlara, Malakanlara ya da başkalarına dağıtırlar. Yaklaşık olarak Murgul vadisinin Çoruh’tan sınıra kadar 15 kilometre uzunluğu var ve genişliği ise iki kilometreden fazla değil. Ne var ki Harta’daki gibi toprağın yarıdan çoğu kayalık ve taşlık yerlerden oluşuyor. Buralar hiçbir zaman ekilememiş, bugün de ekilebilir değil. Orman olan yerleri açmaya da hükümet izin vermiyor. Böyle olunca bu yerlerin halka dağıtılması gerekiyor. Zaten buralar bugüne değin sürülüp ekiliyordu.

(İveria, 18 Ağustos 1893)
 
 
VIII. Mektup  
Borçka köyü


Buralarda iki karılı Müslüman Gürcüye hayli ender rastlanır. Eğer iki karılı birine rastlarsanız, ilk karısının mutlaka yaşlı, kötürüm ya da kısır olduğunu görürsünüz. Bu üç nedenden biri yoksa, ya ilk karısının ya da ilk karısının akrabalarının hatırı, kadının “hısım”larının korkusu yüzünden ikinci karı alamaz. Daha dikkat çekici şey ise, Aşağı Acara ile Yukarı Acara’da ve Çoruh vadisinde, üç-dört yılık evli, ama kötürüm olmayan bir genç kadını on haneden birinde bile göremezsiniz. Şimdi burada bunun nedenlerini araştırmaya koyulmayacağız. Ama şunu da söylemeliyim ki, kısa süre bile olsa bu bölgede kalan ve buralı kadın ve erkeğin yaşamının gören herkes buralı kadının neden kötürüm olduğunu anlayabilir.        

Kötürüm olan bazı kadınlar, ikinci kez evlenmesini kocalarından kendileri istiyor. Çünkü
burada gelenek olduğu üzere ev, bağ ve bahçe işlerinin çevrilmesi kadının boynunun borcudur. Evin erkeği de büyük bir memnuniyetle, eşinin akrabalarının da izni ve desteğiyle ikinci kadın almaktadır. Ne var ki ikinci eşinin eve mutluluk ve huzur getirmesine çok az rastlanır. Aksine ev karışır ve bir nefret ortamı oluşur. En küçük bir nedenle öyle bir kıyamet kopar ki herkes kaçacak delik arar. Daha önce böyle bir olaya bizzat tanık oldum. Aile reisi önce şerbet ve kahve ikram etti. Gece yarısı olunca, çok yorgun olduğumu söyleyerek dinlenmeye çekilmek için izin istedim. 
      
- Biraz “hepsi” yiyin de ondan sonra dinlenin, dedi. Akşam yemeğini getirmek üzere dışarı çıktı, ama biraz sonra beti benzi atmış olarak geri döndü.  
      
- Başına bir iş mi geldi, diye sordum.   
    
- Gavuroğulları, akşam yemeği hazırlama konusunda kavga etmişler ve maşayla birbirlerinin kafasını gözünü yarmışlar. Ne yazık ki iki karım var. İlki kötürümdü, bundan dolayı ikinci eş aldım. Kötürüm olanını daha sonra kaplıcalara götürdüm. Bir haftalık bir kürden sonra iyileşti. O zamandan bu yana geçinemiyorlar, birbirlerinin kuyusunu kazıyorlar. Bu gece mısır ekmeği pişirme sırası küçük karımdaymış, ama büyüğü “pileki”ye hamuru koymuş. Sonra da sıranın kendisinde olmadığını hatırlayarak hamurlu “pileki”yi parçalamış. Bu yüzden kavga etmişler, birbirinin yüzünü gözünü paralamışlar. Şimdi ikisi de mutfakta perişan biçimde yatıyorlar. Komşu kadınları uyandırdım, onlar yemeğimizi hazırlayacaklar.       

Ben yemeği beklemeyerek, ev sahibini gidip karılarına bakması için ikna ettim. Böyle durumlar heran olabilir. İki karılı olanlar karılarını ayrı ayrı oturtuyor ve iki ayrı evin geçiminin ne kadar zor olacağını tahmin edebilirsiniz. Böylesi bir yaşamın da keyifli olmayacağı açık. (?İveria, 8 Eylül 1893)

Gürcüce’den çeviren: FAHRETTİN ÇİLOĞLU 

(İVANE CAİANİ BORÇKA MEKTUPLARI)

GERCEKEDEBİYAT.COM