Bitirilen Cumhuriyeti kurtaracak yeni kuşak ‘Jöntürkler’ / Osman Çutsay

Bitirilen Cumhuriyeti kurtaracak yeni kuşak ‘Jöntürkler’ / Osman Çutsay

04 Eylül 2012 - 15695 kez okundu.

Artık neredeyse tüm gözenekleriyle gerici bir işgal altında bulunan Türkiye akademyası (“üniversite dünyamız”), anlaşılan içten içe tuhaf bir başkaldırıya, nitelikli bir azınlığın tüm ilişkiler ağını paramparça edebilecek “kıyamına” da sahne oluyor.

 

Şimdilik sessiz bir kıyam bu: Başkaldırı, kıyametten önceki suskunluğun yaprakları arasında gizli, ama sadece entelektüel bir yanı yok. Böyle bir kıyama cüret edenlerin küçümsenemeyecek sayıda ve etkili olduğunu da görüyoruz. Kitapları bir fikir veriyor zaten: Henüz egemen ilişkiler ağının içinde olmalarına rağmen, o ağın ürünü ve on yıllardır düşünce hayatımızı kilitleyen bir “zihniyet terörünü” çoktan aşmış bulunuyorlar.

 

Fakat önemli bir bölümü, kendisini "solcu" olarak pazarlamayı başaran bu neoliberal zihniyet teröristleri, en çok da “çağdaş-demokrat” savunucuları, son zamanlarda ciddi tehditler alıyor: Kendilerine kafa tutan, yoğun bir enerji ve bilgi yüküne sahip genç bilim insanlarımızın (“sosyalist Jöntürkler”) kuşatması altındalar.

 

 

Tedirginler!

 

Çünkü bu gençler, bir siyasal-düşünsel felaketin içinde uçuruma koşan Türkiye’deki iktidar sahiplerine “Sen yine de bu işgalin sonuçlarından pek emin olma!” diye sesleniyorlar. 


Sözü geçen kuşağın parlak bir temsilcisi, Dr. Fatih Yaşlı, kısa bir süre önce yayımlanan AKP ve Yeni Rejim başlıklı kitabında, içinde çırpındığımız felaketin, her köşesinden “çağdaş faşizm” fışkıran yeni Türk rejiminin işinin hiç kolay olmadığını gösteriyor.

 

İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyelerinden genç bilim adamı, Türkiye’nin verdiği büyük resmi değişik cepheleriyle işlerken, “Henüz dört başı mamur bir şekilde teorize edilmeyen Birinci Cumhuriyet’in yıkılışı ve yerine yeni bir rejimin kuruluşu süreci, yazma faaliyetimin en temel meselelerinden birini oluşturdu. Kısmen de olsa bu yıkılış ve çözülüş sürecine dair bir teorik çerçeve oluşturabildiğimi düşünüyorum” diye yazıyor. Dr. Yaşlı, bir bitişi analiz ederken, kurtuluş için ipuçları olduğuna da dikkat çekiyor.


Ne demek istiyor? Daha doğrusu, ne oluyor? En başta herhalde, şu: Türkiye, geçen yüzyılın ortalarında yaşanan bir olguyu, Nazi Almanyası’nın 1940 Haziranı’nda Fransa’yı işgalini, yeniden yaşıyor gibidir.

 

Tabii asırlık farklarla...

 

Gerçi bugünkü işgal, belki Türkiye halkının rızasını almış, en azından tepkisini etkisizleştirmiş, uyuşturmuş gibidir, ama aynı halk yarınından hiç emin değildir.

 

Ortada, belki henüz azınlıkta, ama derinlerdeki varlığı ihmal edilemeyecek kadar sağlam bir itiraz var.

 

“Azınlığın henüz etkisiz, ama nitelikçe zengin itirazı”, diyelim. Büyük güç dengesizliğine karşı, ismi konulmamış bir savaşın içindeyiz.


Savaş? İç savaş aslında. Bu netameli ve sol içinde de fazlasıyla tartışmalı konuya Dr. Yaşlı kitabında değinirken, bilinmezlerin ağır bastığı bir gerilim hattına da giriş yapıyor:

“Bu noktada ‘tüm bu yaşanılanlara iç savaş diyebilir miyiz’ sorusunu sormak gerekiyor. İç savaşı, halk yığınlarının sokakta birbirini boğazlamaları ya da sınıfların barikatlar arkasında çarpışması olarak algılıyorsak, elbette ki bir iç savaştan söz etmemiz mümkün görünmüyor. Ancak iç savaşı, eski rejimin savunucuları ile yeni bir rejim inşasına girişen güçler arasındaki bir değerler/paradigmalar savaşı olarak kavramsallaştırdığımızda, iç savaştan söz edebiliyoruz, kitleler olmaksızın icra edilen bir savaş!” (AKP ve Yeni Rejim/ Fatih Yaşlı/ Tan Kitabevi Yayınları/ Ankara 2012, s. 35)

 

Acımasız analoji: Türkiye ve Roma İmparatorluğu

 

Fatih Yaşlı’ya göre Türkiye’nin çözülüşünde dinin oynadığı role, tarihin derinliklerinde bol bol örnek var. Acı sonuçlar veren örnekler bunlar. Roma İmparatorluğu ve Hıristiyanlık ile sol düşmanı Memduh Tağmaç/Faik Türün-Kenan Evren geleneğinin Türkiye toprağına ektiklerini (“Türk-İslam sentezi”) anlamak için hoş bir paralellik karşısındayız:

 

“Bir benzetme yapmak gerekirse, cumhuriyet ideolojisinin çözüldüğünü ve imparatorluğu bir arada tutmayacağını anladığında Roma’nın Hıristiyanlığı kabul etmesi gibi, Türkiye burjuvazisi de -elbette ki Cumhuriyeti korumak adına değil ama iktidarda olduğu ulusal pazarı elden çıkarmamak kaygısıyla- liberalizmle muhafazakârlığın sentezinden müteşekkil bir yeni rejimi ve onun küresel sistemdeki rolünü anlatan yeni Osmanlıcılığı benimsemek durumunda kalmıştır. Bu benimsemenin bir anda gerçekleştiğini ve 2000’li yıllara ait bir olgu olduğunu düşünmek ise yanıltıcı olacaktır. Durumu anlamak için Türkiye burjuvazisinin Soğuk Savaş içerisindeki pozisyonuna ve devlet ile Türk sağı arasında 1950’den itibaren anti-komünizm ekseninde kurulan mutabakata tarihsel materyalizmin perspektifinden bakmak gerekecektir.” (, s. 119)


Asker Partisi (AsParti) de diyebileceğimiz ve Türkiye solunda 1997’deki restorasyon çabalarından bu yana sık sık kullanılan bir siyasal oluşumla paralelliğini vurgulamak amacıyla adını “AkParti” olarak değiştirebileceğimiz AKP’nin, 2002 sonundan itibaren bir büyük koalisyon kurmayı ve iktidarı ele geçirmeyi başardığını biliyoruz. Yani sadece cemaat ile Erdoğan’ın adamları arasında değildi bu koalisyon, üniformalı ve üniformasız büyük bürokrasi de bu cephenin iştahlı ortağıydı.

 

İşte Dr. Yaşlı, bu süreci bir neşter acımasızlığı ile teşrih ve teşhir ediyor. Kazınarak gündemden silinen solun haklılığı ile AkParti iktidarının etkisi arasındaki doğru orantıya dikkat çekerken, tüm kitap boyunca “sabahın sahibi var” güveni içinde olduğu gözleniyor. Bu enerjik bilim insanımız, büyük bir yenilgi döneminde, 12 Eylül 1980’in hemen öncesinde ve sonrasında doğup büyümüş, ancak geçmişi de iyi öğrenmiş aydın kuşağının bir üyesi olarak, umudunu bir türlü önü alınamayan bu iç savaş ortamından çıkarıyor.

 

Öyle ya, toplum kendisini AkParti’nin kollarına bu kadar rahat bırakmışsa, bunun bir geçmişi, bir “hazırlık devresi” de olması gerekmiyor mu?  AKP ve Yeni Rejim, bunu irdeliyor.


Yıllar içinde adım adım oluşmuş bir kitap bu. Eski sol kuşakların pek sık tekrarladığı, ama doğrusu bir türlü altından kalkamadığı bir “işin” yetkin örneklerini veriyor: Felaketimizin orta yerinde yayımlanan bu kitap, somut durumun somut tahlillerini içeriyor. Türkiye’nin “özgün karşıdevrimini” ve artık kaçınılmaz görünen çözülüşünü (“Felaketin farkında mısınız?”) irdeleyen bu ilerici fikir adamımız için, Türkiye toplumu ve solumuz tel tel dökülmektedir. Bütün kalelerine sorunsuzca girilmiş olması, Fatih Yaşlı’nın da sık sık dikkat çektiği üzere, her boy ve soydan Memduh Tağmaç-Kenan Evren “Atatürkçülerinin” devrimcilerimizi, ilericilerimizi hunharca biçmesindendir.

 

Bir başka ifadeyle, felaketimizin birinci derecede sahipleri (“ekenler”), faşist ve şeriatçı katillerden önce, Tağmaç-Evren barbarlığında ikbal bulanlarda aranmalıdır. Bunlardan bazılarının bugün cezaevinde bulunması, tarihin küçük cilvelerindendir ve gericilikte düşeni yemek, bazı gericileri de bizzat düşürmek, kanundur.


Genç düşünürümüz, tabloya rağmen karamsar değildir: Nitekim gerek Türkiye aydınlanmasının sola açılan Kemalist versiyonlarından gerekse yine Türkiye aydınlanmasının ve solunun bir çocuğu olarak Kürt çıkışından, ortak bir kurtarıcı ve yeniden kurucu etkinliğe ulaşılabileceğine dikkat çekiyor. 


Sadece düşünsel kıvraklığıyla değil, diliyle de bir üslupçu olma yolundaki Dr. Fatih Yaşlı, bir büyük “kıyamın” önde gelen sözcülerindendir ve Kenan Evren’in Türk-İslam Sentezi’ne oturttuğu faşist darbesiyle aynı günlerde doğan, bugün hem genç ve hem de deneyimli bir fikir kuşağına işaret ediyor.

 

Yakınlarda kitaplarına ulaşmayı umut ettiğimiz bir yetenek Aytek Soner Alpan ve ilk kitaplarının yanı sıra makaleleriyle de dikkatleri üzerinde toplayan Barış Zeren, Okan İrketi, Çağdaş Sümer, Coşkun Musluk gibi düşünsel kıvılcımlar da, yeni bir döneme girdiğimizi müjdeliyor.


Ne olursa olsun, Türkiye’deki yıkımın ve yeni rejimin irdelendiği bu kitap, Türk gericiliğinin işinin çok da kolay olmayacağına ilişkin bir işaret kabul edilmelidir. Ağır yenilgiler aldığımız muharebelerden çıktık, kabul, kan içindeyiz, evet, ama savaşı henüz yitirmiş değiliz.

 

Cumhuriyetin tüm ilerici çocuklarını bire kadar kırmadıkça, bu umut bitmez.

 

Fatih Yaşlı’nın acımasız ve nesnel çözümlemelerinin temelinde de zaten bu duygu yatıyor.

 

Osman Çutsay

(Cumhuriyet Kitap – 30 Ağustos 2012)

 

Gerçekedebiyat.com