Biraz da Türkçe Konuşalım / Ali Günay

Biraz da Türkçe Konuşalım / Ali Günay

20 Mayıs 2018 - 1861 kez okundu.

2006 yılında katıldığım Edebiyatçılar Derneği’nin yazma atölyesinde değerli hocamız Çiğdem Ülker, yanlış kullanılan, karıştırılan, moda olan, gereksiz gibi sözcüklere örnekler içeren bir çıktı dağıtmıştı. Daha sonra rastladığım yanlış sözcük ve kullanımları eklemeye başladım ve sürdürdüm, sürdürüyorum. Başlarda TV kanallarında sunuculardan, tartışmacılara, yorumculara; gazetelerde özellikle spor ve magazin yazarlarına değin her yanlışı not ettim. O denli hızla çoğaldı ki bunların doğrularını not etmenin daha kolay olacağını düşündüm ve bu kesimleri izlemeyi bıraktım. Gözlemlerimi edebiyat alanında yoğunlaştırdım.

Devşirdiklerim küçük bir kitap oylumuna ulaşacak gibi.

O sıralarda yazdığım ve  “Hiçbiri Hikâye Değil” (Kanguru Y. 2008) adlı kitabımda yer alan “Sakarga” adlı öykünün başına Konfüçyüs’ün şu sözünü almıştım:

“Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceleri iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

Murat Menteş’in konuya boyut katan “Tüm Bozuklukların Anası Anlatım Bozukluğu” başlıklı yazısı (OT dergisi, Sayı: 60, Şubat 2018) dikkatimi Türk Dil Kurumu(TDK)nun imla kılavuzu ve sözlüğüne de yöneltti.

Menteş yazısında, TDK’nun, başta birleşik ve ayrı yazılan sözcükler olmak üzere birçok kuralını irdeliyor ve kuralcı yaklaşımı eleştiriyor. Önemli olanın anlaşılırlık ve anlatım olanaklarının genişletilip güçlendirilmesi olduğunu savunuyor. Birkaçı dışında yazdıklarına katılıyorum. Katılmadıklarımın başında “Sosyal medyaya nevzuhur imla zabitleri doluştu” tümcesindeki niteleme ki, dili koruma çabası böyle nitelendiğinde yazısıyla kendi de “zabit” sayılabilir. Edebiyat olduğu varsayılan metinlerde öyle temel yanlışlara rastlanıyor ki bunlara karşı çıkanları “kuralcı, imla zabiti, dil bekçisi diye suçlamak haksızlık olur.

Menteş, bu “zabitlerin” kuralları tartışmaya açacaklarına “kural” dediklerini belirterek, “saygın yazarların gayet ihtimamlı cümlelerinde hatalar[?] buluyorlar” diyor. “Yazarın imlası” diye bir şey vardır diyor.

Doğrudur; dili ve anlamı bozmadan, hatta geliştirerek yazarların yerleşik kuralların dışına çıkma hakkı vardır elbette. Ancak dili örnek düzeyde doğru kullanma yükümlülüğünün “dil zaptiyelerinden” çok yazıncılara düştüğü unutulmamalı. Ben bazı “saygın” yazarların gerekli “ihtimamı” gösterdiği görüşünde değilim. Ne yazık ki “de, da”ları ya ayırmayan veya yanlış ayıran, “ne…ne…” tümcelerini olumsuz bitiren (Örn. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamadı), sert sessizle biten sözcükleri izleyen de, da”ları bitişik ve “te, ta” biçiminde yazan, yerel sözcükleri “anadili gibi değil, anne dili gibi” kullanan çok sayıda yazarımız, şairimiz var.

Menteş ayrıca, Enis Batur’un bir yazısında yeni noktalama işaretleri (örn. virgüllü soru işareti) önerdiğini, ancak kimsenin oralı olmadığını söylüyor; Leyla Erbil’in, virgüllü soru dâhil, farklı noktalama işaretlerini ustalıkla ve yoğunlukla kullandığı gözünden kaçmış.

Murat Menteş’in, TDK’nun “İmla Kılavuzu”nda yer alan bazı kural ve örneklerin kendilerinin “imla ve/ya yazım hatası” olduğu anlamındaki saptamaları çok yerinde ve belki de eksik bile. İmla Kılavuzu’ndaki “Ayrı yazılan birleşik kelimeler”(s. 39) başlığına haklı olarak isyan ediyor ve “farklı semtlerde yaşayan yapışık ikizler gibi” diyor. Köpekbalığı’nın “köpek balığı” şeklinde ayrı yazılır dendiğine dikkat çekiyor. Bir örnek de benden: İmla Kılavuzu’nda “yazılı hani” diye bir sözcük var. (s. 461) TDK Büyük Türkçe Sözlük’e girip olduğu gibi (ayrı) yazdığınızda karşılık yok. Birleşik yazdığınızda Fransızca kökenli bir zooloji terimi olduğunu, hatta Fransızcasını buluyorsunuz ancak ne olduğuna ilişkin bir şey yok. Başka kaynaklardan bunun Akdeniz’de yaşayan bir balık türü olduğunu öğreniyorsunuz!

Ancak, Menteş ayırmalara karşı çıkarken, örneğin Türkçe sözcüğü takı aldığında konan kesmenin kaldırılmasını eleştiriyor ve “Niye, Türkçe cins isim mi?” diye soruyor. Katılmıyorum, ismi özel veya cins yapan kesme değildir. Kesme yalnızca anlam karışıklığı yaratmama amacıyla ve cins isim için de kullanılabilir.

Bitki, hayvan, çiçek adları başta olmak üzere, birden fazla sözcükten oluşan, yeni ve farklı anlam taşıyan sözcükler “bileşik”tir ve birleşik yazılmalıdır. TDK “uzmanları”, bu iki kavram (bileşik ve birleşik) arasındaki ayrımın pek de bilincinde görünmemektedir.

Sözcük birleştirmeleri ve yuvarlamalarla yeni sözcükler türetmek dili zenginleştirirken TDK’nun kural deyip parçalama tercihi tersine anlam bozucu, kafa karıştırıcı sonuçlar doğurabiliyor. TDK’nun sözlük ve imla kılavuzunda neden birleşik yazılmadığı sorgulanacak çok sayıda sözcük var. İmla Kılavuzu’nda bir de “pastane, hastane” gibi sözcüklerde “ha”nın düşmesini yanlış buluyor; neredeyse “kesta(ha)ne yazdıracak. Oysa yuvarlama, harf ve/ya hece düşmeleriyle türemiş çokça sözcüğümüz var. Ne diyelim,’kılavuzu karga olanın’ mı?

Son olarak, Hulki Aktunç’un hazırladığı “Büyük Argo Sözlüğü” (YKY) varken, TDK yöneticilerini, sözlüğünde “müsait” , “vazalak” vb. gibi sözcüklerin tartışmalı argo karşılıklarına yer vererek abesle iştigal etmekten vazgeçmeye çağırıyorum. Dilerlerse ve becerebileceklerine inanıyorlarsa ayrı bir “argo sözlüğü” çıkarabilirler.
 
Yazımın Başlığı ve Devşirdiklerimden Örnekler: 
SÖZ/CÜK (VE DİL) YAMULTMA KILAVUZU
 
Sözcük yamultma, görünüşte öldürücü olmasa da çürütücü, süreğen hastalıklara yol açan bir tür virüs yaratma ve yayma eylemidir. Bu öyle bir virüs ki, dokunduğu sözcüğü kemirir, yalnız biçimini değil, sesini, ruhunu bozar, anlamını saptırır. Böylece asıl sözcük ölür ama-dilciler dışında- ağlayanı olmaz; onun kılığına girmiş, özü farklı, bir tür GDO’lu (G’si “geleneği” olarak da okunabilir) sözcük, onu sessizce defnederek alır yerini ve bu “ucube sözcüğün” aslının leşi olduğunu çok az kişi ayırt eder.

Yamuk sözcükler öncelikle dili sakatlar. Bu tür sözcük sayısı arttıkça dil kötürümlüğe sürüklenir. Dile -gereksiz yere- sızan yabancı sözcükler de kısır döngüyü destekler. Önlem alınmazsa sürecin sonu, önce dilin yatalak olması, hatta ölmesidir. Birbirinin tıpkısı süreçlerden geçmeseler de ölü dillerin yaşayanlardan fazla olması rastlantı değildir.  

Virüsün başat özelliği sözcükle beslenmesidir. Bir dile bir kez dadandı mı, pek az sözcük kendini saldırıdan kurtarabilir. Çünkü virüs kemirdikçe büyür, büyüdükçe oburluğu artar ve daha çok, daha çok sözcük kemirme gereksinimi duyar. En ileri aşamada obur bir obeze dönüşür ki o aşamada durumu anlatacak sözcük kalmamıştır.

Virüsün bir diğer özelliği de ağız (dil) yoluyla bulaşmasıdır. Virüslü bir sözcük ağızdan ağza dolandıkça oradaki aslına da virüsü aktarır, böylece sözcüğü sağlıklı kullanan ağız sayısı gitgide azalır. Bulaşıcılığın en yıkıcı yanı bir sözcükten diğerlerine atlamasıdır. Bu yanıyla misket bombası gibidir; her patlamada birden fazla hedefi vurur.

Başka benzerleri gibi, bu virüsü tümden yok etmenin yolu yoktur. Virüs her türlü ilaca bazen bağışıklık sağladığından, ama daha çok sıkça değişinime (mutasyona) uğradığından varlığını sürdürme becerisini hep gösterecektir.

Yine de virüsün neden olduğu hastalık sağaltılabilir türdendir. Tek tek veya karantinaya alarak yapılamaz sağaltma işi. Ancak temiz bir dille yazılmış kitaplar çoğaltılarak, toplumca, özenle seçilmiş daha çok kitap okuyarak ve doğru eğitimle hastalık en aza indirilebilir. Okullar bu bağlamda çok önemlidir. Zira virüsün en hızlı yayıldığı yerlerdir okullar, topluca kapmak işten bile değildir. İyi bir dil doktorunun baştan yapacağı toplu aşı bile virüsün evden, sokaktan ve medyadan bulaşmasının önüne geçemeyebilir. Özellikle görsel ve işitsel yayın araçlarının, radyasyondan kat kat fazla virüs yaydığı öne sürülmektedir. Buna bazı kitap, gazete, dergi... gibi yayınların katkısı da unutulmamalıdır. İnternet yoluyla “bilgisayar” bazı durumlarda - bilgisavar olabildiği gibi- “virüsyayar” da olabilmektedir.

Kötü amaçla kullanıldığında dil öldürebilir. Hiç kullanılmadığında ise kesinlikle ölür. Ölür de nereye gömülür, diye düşünüyorsunuz değil mi? “Daha önce ölen yavrularının, yani sözcüklerinin yanına” diyeceksiniz ama değil. Ölü dilin yatacağı bir sözlük bile yok!  

Dil ve sözcük diyorlar ki: Yamultma beni, yamulturum seni!
 
Yamuk Sözlük (Alfabetik değildir)
 
...kolik: İngilizce “alkol-ik” sözcüğünü “al-kolik” diye ayrıştır, “kolik” birine “al!” diyerek bir şey verir gibi veya “al” tiryakisi birinden söz eder gibi. Sonra tiryaki, bağımlı anlamına yapıştır ek olarak, yeni sözcükler türet: kokakolik, maçkolik, çaykolik, işkolik… (Bilgisayar altını çizip “kolik”i ayrı yaz diyor. TDK’ya uyup “bilgi sayar” diyesim var.)
-Çakma: argo; biraz da çakma bir sözcük. Türkçe olması ve “Sahte” yerine kullanılması onu kurtarır mı, bilemem.

-Sahi(h)+ci: zorlama bir sözcük. Bana, “gerçek” değil de “gerçek-miş gibi olan/görünen” anlamında gibi gelir. İlle kullanılacaksa “hakiki” (sahte olmayan) anlamında olmalı, doğru karşılığı bu!

-Adına: “için” yerine, yalan yanlış. Gitmek adına, başarmak adına, öğrenmek adına vs.

-İsim: “kişi” yerine. Şehit olan 2 isim, yönetime giren 5 isim, kazada ölen 3 isim vs.

-Noktasında: (konusunda, bağlamında, çerçevesinde yerine; yerli-yersiz)

-Efsane: Çok beğenilen her şey için; giysi, eğlence, yemek, film, müzik… Kısaltması da var: Efso! Tek rakibi “süper”i yenmiş durumda. (Artık gençlerin dilinde “mükemmel, şahane, harika, nefis, muhteşem, çok güzel, olağanüstü vs. yok gibi!)

-İnfaz: alınmış kararın uygulanması. Kişi için kullanılmaz (“karısını infaz etti”, denmez.)

-Sıkıntı (yok!) : sorun, terslik, problem, dert, olumsuzluk, aksilik vs. yerine.

-“Gerçek” sözcüğü yokmuş gibi, herkes “hakikat” peşinde. Pek büyüleyici bir sözcük olmalı!

-Şairlerin, yazarların (eski, yabancı) ölü sözcükleri canlandırma eğilimine bir şey demeyelim hadi; yanlış, yersiz kullanmasınlar bari…
 
YANLIŞ                                       DOĞRU                       
                                   
- Şohben                                       Şofben
- Poaça/Boça/Bohça                     Poğaça
- Şevkat                                        Şefkat
- Mevhum(vehmedilmiş)               Mefhum (kavram)                     
- Harfiyat                                       Hafriyat
- Ahçı                                             Aşçı
- Kayyum                                       Kayyım
- Mefta                                           Mevta
- Mahfolmak                                   Mahvolmak                                                                   
-Türbin/türbün/tirbün                      Tribün
- Mundar                                         Murdar
- Mütevazi                                       Mütevazı
- Zerafet                                          Zarafet                                            
- Herkez                                          Herkes
- (İhtiyaçları) olmadıklarını             Olmadığını

- (Çok sayıda, pek çok, yüzlerce) “arabalar” değil, doğrusu: araba.

- İflah olmaz (olumsuz içindir) Yanlışa örn: iflah olmaz bir yardımsever/bir barış sevdalısı    
                                            
- Bu nedenden/sebepten dolayı (“dolayı” gereksiz; bu nedenle denebilir.)  

- Olumsuz şeyler için “şans” denmemeli. (“ölme şansı” değil; doğrusu: ölme olasılığı)
 
Karıştırılan - Yanlış Kullanılan
 
Mahsur (Sıkıştırılmış, kuşatılmış) – Mahzur (Sakınca)
Tenkisat (eksiltme) – Tensikat (Düzenlemek-kadro vs.)
Kefalet (kefillik) – Kefaret (cereme, bedel)
Ukde (düğüm) – Uhde (yükümlülük)
Salım (salmak-gaz) – Salınım (salınma-sarkaç)
Buhran (bunalım, kriz) – Burhan (kanıt, ispat)
İrtifa (yükseklik) – İntifa (yararlanma)
Muhatap (hitap edilen) – Muhattap (odunlaşmış?)
Beklemek-beklenti-tahmin (istenmeyen için “beklenti” kullanılmaz; “kaza yapacağı beklentisi” –“su baskını beklentisi” yanlış)
Mütehassıs(uzman) – Mütehassıs(duygulanmış)
Melâmet (dervişlik) - Melanet (kötülük)
Doyumsuz(aç, doymak bilmeyen)- Doyum olmaz (çok beğenilen için)
Yetmek – Yetişmek
Kovmak – Kovalamak
İndirmek – İndirgemek
Anlamak –Algılamak/Alımlamak
Suni(yapay) Sunni(anlamı yok) Sünni(mezhep)
Tabi(bağımlı) – Tabii(doğal olarak, elbette)
Cami – Camii (ulu, büyük, köşedeki… cami - Süleymaniye camii, …camii(camisi)
Keyfiyet – Keyfilik
Nüfuz – Nüfus
Hasım – Hısım
Değişmek – Evrilmek
Dönmek – Dönüşmek
Birleşik – Bileşik
Taciz – Tecavüz (tecavüze taciz demek hafifletici ve yanlıştır.)
Zürafa - Zürefa (parkta zürafa var-zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü)
Şehadet - Şahadet (şehadet şerbeti-kelime i şahadet)
Zade - Zede (Paşazade-kazazede)
Üs - Üst/As – Ast
Dek – Değin
Olasılık – Olanak
…..

Yazıyı Devekuşu Kabare’nin “Yasaklar” oyunundan bir atışmayla bitiriyorum:

“Alman” damat (Metin Akpınar) Müslüman olmuş sünnet olacaktır. Sarhoş “Türk” sünnetçi (Zeki Alasya) ev sahibesinden içki istemektedir:

Türk: Bibujluvski, vsksibol bjuzzossun! (Bir buzlu viski, viskisi bol, buzu az olsun)

Alman: Maşallah! Türkçeyi anadili gibi konuşuyor!

ALİ GÜNAY
GERCEKEDEBİYAT.COM
agunay49@hotmail.com