Bir Kitap Bağımlısının Notları - 30 / Dr. Ali Ulvi Özdemir

Bir Kitap Bağımlısının Notları - 30 / Dr. Ali Ulvi Özdemir

20 Ağustos 2017 - 2128 kez okundu.

283-Bir Kitap Bağımlısının Notları’nı yazarken Selçuk Altun’un Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan Kitap İçin başlıklı notlarından ilham aldığımı gizlememiştim. Kitap İçin, Türkiye’de edebiyatla ilgilenen insanlara yeni bir tutku aşıladı. Edebiyat ve kitap sevgimizi çoğalttı, bu sevgiye yeni kanallar açtı ve bu alanda biçim ve içerik olarak öncü oldu. Bu notları eğer yayınlanıyor olsa her gün okumak isterdim. Ayda bir kez yayınlanması sevdiğimiz bir yazarın yeni eserlerini beklemeye benzer bir sabırsızlık hissi doğuruyor. Bugüne kadar her bin maddeden sonra Selçuk Altun’un bu notları kitap olarak yayınlandı. (Bugüne kadar 3 Kitap İçin başlıklı kitap yayınlandı.) Şimdi Selçuk Altun’un notları dört bininci maddeyi aştı ve üç bin ile dört bin arasındaki notları bir arada sunan serinin 4. Kitabını bekliyorum. Buna ilişkin henüz bir ipucu yok. Bu gecikme beni ve eminim tüm Kitap İçin tutkunlarının “Acaba bir dördüncü kitap hiç yayınlanmayacak mı?” korkusuna kapılmamıza neden oluyor. Dördüncü kitabın yayınlanmaması edebiyatımız için büyük kalıp olur bence.

284- Braudel’in Maddi Uygarlık adlı üç ciltlik muhteşem eserinin yeni baskısı nihayet İmge Yayınevi tarafından basıldı. Piyasada uzun zamandır baskısı bulunamıyordu. Neredeyse karaborsada işlem gören bir eser olmuştu. Onca yıldan sonra bu kadar önemli bir eser neredeyse sessiz sedasız tekrar katıldı aramıza. Ama ne hikmetse  “Yeni kitaplar” bölümüne hiç uğramadan tarih bölümündeki yerini almış. İlk fırsatta kitapçıya koşup sorduğumda fark ettim bu durumu. Genç çalışanlar da nasıl bir kitap olduğunun farkında değiller. Yıllar önce ilk basıldığında ilk cilt hemen tükenmişti ama ikinci ve üçüncü ciltler daha rahat bulunuyordu. Nitekim ben de ilk basıldığı zamandan kalma 2. Ve 3. Ciltler vardı. Hevesle ilk cildi alıp takımı tamamlamak istedim. Ama yine yıllar önce olan şey oldu ve benden önce davranan biri ilk cildi satı almış kaşla göz arasında. Neyse ki internetten sipariş etme şansım vardı. Ama ilginçtir idefix’te de ilk cilt satışta yoktu. Bu durumda Kitap Yurdu’ndan ilk cildi sipariş verdim. Bu kadar önemli bir kitabın bu kadar ilgisizce dağıtılması ve kitapçılarda bu kadar sıradan bir kitapmış gibi muamele görmesi kabul edilemez. En kısa zamanda okunmalı. Bu kendime bu yaz verdiğim bir söz.

285- 2017’nin ilk altı ayı içinde Bukowski ile ilgili iki kitap yayınlandı. Biri Bukowski’nin hayatında önemli bir yer kaplayan Linda King’in yazdığı bir kitap: “Charles Bukowski’yi Sevmek ve Nefret Etmek” (Parantez Yaınları, Şubat 2017). Hemen görüleceği üzere Türkçesi sorunlu bir başlık. Açık bir anlatım bozukluğu var başlıkta. Büyük bir yayınevine yakışmamış. Bukowski’nin bu Haziran ayında yayınlanan diğer kitabı ise “Aşk” başlığını taşıyor ve bu temada yazılmış şiirleri içeriyor. Özellikle 20. sayfadaki “Jane İçin” başlıklı şiiri çok beğendirm. Çevirmen Avi Pardo yine iyi iş çıkarmış.

286-Hemingway’ı yeniden okumak ne güzel. Bu cümleyi söyleyebilmek bile güzel. Bilgi Yayınevi Hemnigway’in bütün öykülerini tek bir ciltte toplamış ve harika bir iş yapmış. Gerçekten keyifli bir okuma serüveni. Keşke öykülerin ilk yayınlandıkları yıl ve yer bilgisi de öykülerin başlarında yer alsaydı.

287- Paul Auster’in son romanının İngilizce baskısını bir arkadaşım yurtdışından getirmiş; elime alıp biraz inceledim. 900 sayfaya yakın bir kitap. Kalın kapaklı, ciltli, güzel bir baskıydı. Adı da ilginç: 4 3 2 1. Bölümler 1.0, 1.1 biçiminde devam ediyor.  Türkçe baskıyı sabırsızlıkla bekliyorum.

    

288-Suraıya Faroqhi’nin Osmanlı İmparatorluğu ve Etrafındaki Dünya, (Alfa Yayıncılık, Tarih dizisi)  adlı kitabını 20 Mart 2017 tarihinde satın aldım. Kitaptan, Şubat ayında kitap eklerinde adının geçmesi üzerine haberdar olmuştum ancak Şubat ayı sonlarından itibaren defalarca sormama rağmen kitap evlerinde henüz gelmemiş görünüyordu bu kitap. Hatta Şubat sonunda başlayan CNR’deki kitap fuarında bu kitabı da sorduğumu hatırlıyorum. Yoktu. Neyse, kitapçılara nihayet Mart ayında giren bu kitabın üzerinde baskı tarihi olarak Nisan 2017 yazıyordu! Yapıyor bu tür oyunları bazen yayınevleri. Eskilerden bir söz vardı; “Geç olsun da güç olmasın” diye. Bu durumda “Erken olsun da kötü olmasın” gibi bir söz geliyor akla. İlk izlenimim içeriği ve kurgusuyla muhteşem bir kitap olduğun yolunda.

289- Okuduğum, karıştırdığım, göz attığım ve bir gün okumak istediğim kitaplarla kuşatılmış durumdayım. Çok da şikayetçi değilim. Daha uzun yaşasak, şöyle 90-100 yıl ve bir şekilde tanıştığımız bütün o kitapları okuyabilsek ne iyi olurdu. Okumak bir tarafa, çoğu kez okuma eyleminin kaçınılmaz bir sonucu olarak yazma isteğinin de pay istediği bir hayat sürüyoruz. Bu benim için de geçerli. Bugünlerde yeni bir kitabım daha yayınlandı: Anılarda Batı Anadolu Kuva-yı Milliyesi. (Tarihçi Yayınevi, 375 sayfa) Benim doktora tezim de (tezimin büyük bir kısmı) böylece kitaplaşmış oldu. Bu bir insanın hayatında karşılaşacağı açıklanamaz ve anlatılamaz küçük mutluluklardan biri benim için. Ülkemizde tarih giderek daha büyük bir kitlenin ilgilendiği bir alan. Nitelikli eserler kadar içeriği boş eserler de kitapçı raflarında karşımıza çıkıyor. Kendi eserimi övmek istemem, ama Kuva-yı Milliye, sanıldığının aksine üzerinde çok fazla çalışma yapılmamış konulardan biridir ülkemizde. Belgeye dayalı tarihçilik akademik yaşamda ağırlıklı olduğu için ve çoğunlukla tarihsel belge olarak kullanmaya alıştığımız dökümanlar devlet katında üretildiği için devletten halka doğru inildikçe belge bulmak zorlaşır ve bu durumda aynı yönde ilerlendiğinde yapılan tarihsel çalışmaların sayısı azalır. Demirci Mehmet Efe ya da Yörük Ali Efe gibi Kuva-yı Milliyecilerin genel olarak okuma yazması olmayan cahil kişiler olması yüzünden pek belge bırakamamaları, belgeye dayalı bir tür kolaycı tarih yazımının bu alanlara girmesini zorlaştırmıştır. Bu durumda anılar, dikkatli kullanıldığında önemli bir tarihsel kaynak olabilmektedir. Bunu yapmaya çalıştım. Yeni şeyler söylediğime de inanıyorum. Umarım beğenilir.

290- Atilla Oral Türk tarih yayıncılığının sessiz kahramanlarından biri. Demkar Yayınevi ile hazırladığı ve yayınladığı kitaplar ile hiçbir yayınevinin ve hatta özel ya da devlet kurumunun yapamadığını yapıyor. Facebok’ta da zaman zaman kendi kişisel arşivinden çok önemli fotoğraflar yayınlıyor. Bilgili, sıkı Atatürkçü ve mütevazi biri. Az ama çok önemli yayınlar yayınlıyor. İşgalden Kurtuluşa İstanbul, Atilla Oral’ın hazırladığı bu olağanüstü kitaplardan biri. Baskı kalitesi ve boyutu ile zaten ilk görünüşte bile etkileyici bir kitap. Çok özenli bir baskı. Kağıt kalitesi kitabın içerdiği zengin görsel malzemeyi en iyi sunabilecek nitelikte seçilmiş. Tam 3 kilo geliyor bu haliyle kitap. Bir yerden bir yere taşımak büyük bir sorun. Ama böyle bir soruna can kurban.

Kitapla ilgili teknik bilgiler ise şöyle:

25 x 31 cm ebatında,

(VI+570) 576 safya,

115 gr mat kuşe üzerine 4 renk CTP baskı,

1300'den fazla orijinal fotoğraf ve belge.

İplik dikişli, bez cilt.

(Bu özellikleri nedeniyle kitabın ağırlığı tam 3 kilo.)

Kitabın içindeki fotoğraflar ve bu fotoğrafların sunuluşu muazzam. Tarihsel açıdan çok değerli fotoğraflar, belgeler ve eski gazete kupürleri hak ettikleri biçimde kullanılmış. Kitap, tasarım açısından da muhteşem. Tarihsel değerlendirmeleri de yüzde yüz yerinde. Fiyatı da yüksek ama kesinlikle değer. Ne yazık ki bu kitabın ilk baskısı tükenmiş durumda ve ancak sahaflarda bulunabiliyor. Tabii çok yüksek bir fiyata. Ben Kültür Bakanlığı’nın  yerinde olsam bu kitaba sponsor olup bütün devlet ve üniversite kütüphenelerine 10’ar tane göndertirdim. Bunu büyük holdingler, belediyeler ya da  sivil toplum kuruluşları da yapabilir elbette. Tabii bu da ayrı bir ilgi meselesi. Tarih seven insanların böyle bir kitaptan uzak kalması çok üzücü. Böyle bir kitapla tanıştığımız için şanslıyız. Bütün tarih seven okuyuculara öneririm. Atilla Oral’a ne kadar teşekkür etsek az.

291- John Fowles’in Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ve önemli yazılarını bir araya getiren Zaman Tüneli (2004) adlı eserinin Fransız Teğmenin Kadını’nın Filme Çekilmesi” başlıklı bölümünde yazdıkları sinema sanatının özellikle roman ile ilişkisini yukarda değindiğim çerçevede çok yetkin bir biçimde değerlendiriyor. Bu arada kitabın John Fowles sevenler için çok güzel yazılar içerdiğini beliertmek isterim.

292-Yaz gelince, tatile girince kitaplara daha çok zaman ayırabiliyor insan. Sonbahar ve kış aylarında satın aldığım ve iş temposu içinde elime alamadığım kitapların hangisinden başlayacağım hep sorun oluyor. Böyle olunca birden çok sayıda kitabı aynı anda okumaya başlıyorum. Birini bitirip diğerine başlamak en doğrusu ama, insan elinde bir kitap varken diğerlerini de merak ediyor ve sonuçta biraz göz atayım derken diğer kitabı da okumaya başlıyor insan. Bu durumda en azından değişik kulvarlarda  belki birden fazla kitap okuabilirim diye düşünüyor insan: Bir roman, bir öykü kitabı, bir tarih, bir felsefe kitabı… Çoğu kez bu da olmuyor. Ve öyle bir an geliyor  ki elimde 8-9 kitap oluyor. Maymun iştahıyla biri bitmeden diğerine başlıyorum. Peki karışıyor mu kitaplar birbirine? Hayır. Ama başka bir kitabı elime almadan bir kitabı okuyup bitirmenin vereceği lezzeti ıskalıyor olabilir miyim? İşte bu soru öldürücü bir soru.

Dr. Ali Ulvi Özdemir

GERCEKEDEBİYAT.COM