Bir Adam / Celal İlhan

Bir Adam / Celal İlhan

02 Ocak 2017 - 5868 kez okundu.


Tren, tam hızını alacakken bir sonraki durağa yaklaşıyor, binicisi gemine asılmış atlar gibi kasılarak, burnundan soluyarak yeniden duruyordu. Metro yolcularının sonsuz çeşitlilik gösteren giysi renkleri gibi yüzleri, boyları tavırları da birbirine benzemekten uzaktı. Bu çeşitlilik, yalnız cep telefonlarıyla ilgili tutumda ters yüz oluyor, o sihirli alet önünde başını eğmemiş, kendinden geçmemiş pek az insan bulabiliyordunuz. 

Koca vagonda kitap okuyan tek kişi, omzuna dökülen kumral saçlarıyla göze gelen, ince giyinmiş, insanda üşüyecek kaygısı uyandıran genç bir kadındı. Sarı, balıkçı yün kazağı içinde pek yalnız, pek hüzünlü bir duruş sergiliyordu. İneceği durağa geldiğini duyuran sese uyarak kitabını kapattı. Çantasına koyarken, yanında oturan adamın, ''Montunuzu giymelisiniz, dışarı çok soğuk'' dediğini duydu.

Bir an kuşkuyla baktı adama, ''Size ne canım benim montumdan'' demeye hazırlanıyordu. Çıkış kapısına yönelirken göz göze geldiler onunla. Adamın elinde kâğıt bir torba ve içinde birden çok kitap görünüyordu.

Orta yaşlarının sonunda denilebilirdi. Sırtında bordo bir mont, başında siyah kasketi vardı. Söylemeyi tasarladığı, haddini bildirme tonlu sözden vazgeçti genç kadın. Uyarıcısının gözlerinde o bilinen aç ya da alaysı bakışlar yerine sımsıcak, insanca bir ışık görmüştü. İçindeki darlığın ferahladığını, yerini ılık bir akışın aldığını duyumsadı. Kısa bir an, çocuk yaşta onu yalnız bırakan babasının gözleri girip çıktı can evine. 


Şu günlerde o denli muhtaçtı ki sevgi dolu bir bakışa...

Trenden indi, yürüyen merdivene doğru yöneldi. Evde, dönmesini bekleyen eşiyle, ciddi bir tartışma bekliyordu genç kadını. Tartışma, hastanede yatan kayın basıyla ilgiliydi…

Adam arkada kalmıştı, kalabalığın içinde silindi. Şimdi teşekkür etmek vardı dilinin ucunda ama geç kalmıştı.

Ne kadar da uzundu bu merdiven. İki yanda sıralanmış, yolcuların beynine zorla sokulmaya çalışılan renkli reklam afişlerini görmüyordu. Dalgın gözleri içine yönelmişti. Gülümseyen bakış eşliğinde söylenen o söz beyninde yeniden yankılandı. 

“Montunuzu giymelisiniz, dışarı çok soğuk...''

Gözlerinin dolduğunu ayrımsadı. Yüzünü anımsayamadığı babasıyla iç içeydi adamın görüntüsü. Babası, olsa olsa böyle biri olabilirdi. Bir çift sözden, bir sıcak bakıştan bu denli etkilenmesi olacak şey değildi.

Merdiven bitmeyecekmiş gibi uzadıkça uzuyordu. Yine de bir iki dakika içinde çıktı yeryüzüne. Soğuk beklentilerinin üstündeydi. Yol kısa da olsa montunu giymiş, başlığını örtünmüş, önünü iliklemişti.


Eve varmak için, tamı tamına üç yüz adımlık bir yolu vardı.

Kapı ziline bastığında içi sıcaklığını, kederli gözleri ıslaklığını koruyordu.

Baba yoksunluğunu duyumsamasıyla içinde açılan gedik, onu yirmi yıl gerilere çekmiş, öteki sıcak sorunu unutturmuştu nasılsa.

Kapının açılmasını beklerken, başlığını çıkardı, kumral gür saçlarını özgür bıraktı. İlk anda olumlu bir hava yaratıp o tatsız tartışmanın yeniden başlamasını önlemek istiyordu. 

Çocuk sesiyle şenlendiremediği evin kapısını eşi açtı. Güler yüzle karşılanmayacağını biliyordu.

''Merhaba canım'' diye başlayan ortamı ısıtma çabasının, omzuna döküp dalgalandırdığı saçlarının bir yararı olmamıştı. Yere bakmayı seçen eşi, yukarılarda olup bitenlere görmedi. Tutumu, sabah yaşadıkları gerginliğe sım sıkı sarıldığını gösteriyordu. Sırtını dönüp salona geçti.

Sabah çıkarken,''Devlet hastanelerinde her türlü sağaltım olanağı varken, özel hastaneye ne gerek var?

Yıllardır araba alacağız diye biriktirdiğimiz parayı modern soygunculara yedirmene gönlüm razı değil'' demişti eşine. 


Aslında paradan çok eşinin babasına düşkünlüğü yakıyordu canını. Alper'in büyümeye direnmesi, ana kuzusu halleri ta ilk günden beri sürüyordu. 

Anasını ölümünden sonara, kimi sorunlarının ortadan kalkacağını uman Pınar, onun kendine gelir gelmez babasına yöneldiğini, bu kez ilgi odağının babası olduğunu görmüştü. 

Geçen zamana karşın en küçük bir eksilme de yoktu bu ilgide. 

Rahmetli kaynanası, Alper’le anlaşarak çocuk yapma işini ertelemeleri yüzünden ikisine de kırgın gitmişti. Oğlundan çok Pınar’ı sorumlu tutuyordu o karardan. 

Kayınbabası mı hayır, en küçük bir baskısı söz konusu değildi gelinine. 

Pınar’ı evlendirdikten sonra ikinci kez dünya evine giren kendi annesinin, bu taraklarda bezi olmaması ne güzeldi. ''Kızım nasıl istersen öyle yap, bu rezil dünyaya çocuk getirip ne olacak sanki'' diyordu söz açılınca. 

Biraz önce metroda yaşadığı olayın etkisi yeniden kıpırdadı bilincinde. Şimdi daha başka bir açıdan bakıyordu Alper'le giriştiği tartışmaya. 

Seviyordu Alper'i, bundan en küçük bir kuşkusu yoktu. Sıkıştıkça, ''Babam kırmızı çizgimdir'' demesiydi katlanamadığı. 

Yüzünü bile anımsayamadığı öz babası hasta olsaydı nasıl davranacağını düşündü.

Alper'in, ''Babasız büyüdüğün için kıymetini bilmiyorsun sen'' diye çıkışması geldi aklına. Canını sıkan yanlış algılamalarından biriydi bu. Evet, babasız büyümüştü, bunu ikide bir yüzüne vurması yakışıyor muydu ona.

O esmer, orta yaşlı, bordo montlu adamın sözleri bir kez daha yankılandı içinde, ''Montunuzu giymelisiniz...''

Çocukluğuna gitti bir an, baba yoksunluğunu acılar içinde duyumsadığı günlere. Ne sıcak ne sevecen bakıştı adamın bakışı. 


İçinin yeniden ısındığını, Alper'in yıllanmış sevgisiyle birlikte duyumsadı.

Kadın duyarlığı, birlikte yaşadığı güzellikler, ilişkilerinin yokuşa vurduğu dönemleri aşmak için verdiği emek ve ona duyduğu sevgi birleşince, geri dönüş yapmakta çok da zorlanmadı. 

Daha yerine oturmadan ''Alper'' dedi, ''Bugün çok düşündüm, sana haksızlık ettiğim sonucuna vardım.'' 

Alper, eşinin yüzüne bakıp bakmamakta kararsızdı. Yavaşça döndü ona:

''Ne oldu sana Pınar Hanım, başına taş mı düştü'' dedi.

''Lütfen'' dedi, ''Bunun hesabını sorma bana, şimdi arabaya o kadar da ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum, yetmez mi?

Eşinin gözlerinde kıştan bahara dönüşü ilk kez bu denli açık görüyordu Alper. 

Yaşadığı, karmaşayı birkaç saniyede atlattı.

Birlikte yaşadıkları güzellikleri anımsadı. Eşsiz biri olduğunu düşündü onun. 

Gözünü Pınar'dan ayırmadan kalktı, elini uzattı. Sarıldılar. 

Öpücükler kondurduğu kulağına fısıltıyla, ''Hastaneden aradılar kumrum'' dedi. ''Elde ettikleri yeni bulgular, korkulan bir durum olmadığını ortaya koymuş. 

Anlayacağın, ameliyat filan yok."


Celal İlhan
GERCEKEDEBİYAT.COM