Atatürk'ün Ahmet Emin Yalman'a söyledikleri… / Selim Esen

Atatürk'ün Ahmet Emin Yalman'a söyledikleri… / Selim Esen

10 Kasım 2017 - 856 kez okundu.

 

 

Romanya Dışişleri Bakanı Victor Antonesco, bir grup Romen gazeteciyle Ankara’ya geldiği 17 Mart 1937 günü gecesi Ankara Palas’ta onuruna verilen akşam yemeğinden sonra geziyi izleyen gazeteciler otelin pavyonuna inmişlerdi. Biraz sonra Atatürk birden pavyona gelerek gazetecilerle konuşmaya başlamıştı.

O kadar güzel şeyler söylüyordu ki, gazeteci Ahmed Emin Yalman, harfi harfine not tutmaya başladı.

Zamanın Özel Kalem Müdürü olan, sonra yıllarca Norveç’te büyükelçilik yapan ve Tokyo Büyükelçisiyken eşiyle birlikte intihar eden Süreyya Anderiman Yalman’ın karşısına dikilmiş, “Atatürk’ün özel konuşmalarında not tutmanın yasak olduğunu” söylemişti. Yalman ise, “Ben bunları hatıra diye tutuyorum. Notlar benimdir, kimseye vermem,” yanıtını vermişti.

Yalman, tuttuğu notları diğer gazetecileri atlatarak ertesi gün Tan gazetesinde yayımlamıştı. Tarihi bir nitelik taşıyan ve Atatürk’ün yüksek ruhunu belirten o konuşma aynen şöyleydi:

Milletler gam ve keder bilmemelidir. Şeflerin vazifesi, hayatı neşe ve şevkle karşılamak işinde milletlere yol göstermektir. Vaktiyle kitaplar karıştırdım, hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu: ‘Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür esnasında neşeye ve saadete yer bulunmaz’ diyorlardı.

Başka kitaplar okudum. Bunları daha akıllılaryazmıştı ve şöyle diyorlardı: ‘Mademki son nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım.’ Ben kendi karakterim dolayısıyla ikinci hayat anlayışının tarafındayım, fakat şu kayıtlar içinde: Bütün insanların varlığını kendi şahısları içinde gören adamlar bedbahttırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla yok olacaktır. Her hangi bir kişinin yaşadıkça memnun ve mesut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Akıllı bir adam ancak bu suretle hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir.

Bir insan böyle hareket ederken, ‘Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi?’ diye düşünmemelidir. Hatta tam surette mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır.

Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister, bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır. Bahçesinde çiçek yetiştiren adam, bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu tarzda düşünen ve çalışan adamlar memleketlerine ve bunların istikbaline faydalı olabilirler. Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünür, o adamın değeri birinci derecededir. Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu memleket ve milleti ancak kendi şahsiyetiyle bağlı gören adamlar, milletlerin saadetine hizmet etmiş sayılmaz. Kendilerinden sonraki düşünenler milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına kavuştururlar. Kendi gidince, gelişme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir.

Şimdiye kadar bahsettiğim noktalar ayrı ayrı cemiyetlere aittir, fakat bugün bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır veya olmaya doğru gidiyorlar. Bu itibarla insan mensup olduğu milletin varlığını düşündüğü kadar, bütün cihan milletlerinin huzurunu, refahını düşünmeyi ve kendi milletinin saadetine ne kadar değer veriyorsa, bütün dünya milletlerinin saadetine hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır.

Bütün akıllı adamlar takdir eder ki, bu vadide çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez, çünkü dünya milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzurunu ve saadetini sağlamaya çalışmak demektir. Dünya milletleri arasında huzur, berraklık, iyi geçim olmazsa, bir millet kendi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Bunun için ben sevdiklerime şunu tavsiye derim: Milletleri sevk ve idare eden adamları tabii ilk önce kendi milletlerinin varlık ve saadetlerinin desteği olmak isterler, fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı gayeyi istemek lazımdır. Bütün dünya hadiseleri, bize bunu açıktan açığa ispat eder. En uzak sandığımız bir hadisenin bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir tek vücut ve milleti bunun bir parçası saymak icap eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan her tarafı pay alır.

Türkiye ve Türk dostları kuvvetlidir. Hiçbir taraftan bize gelecek bir şey beklemem, beklemeye de lüzum yoktur. İşte bu sükûnet içinde bütün dünyayı mütalaa etmek fırsatı bizdedir. ‘Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne?’ dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun, bu esastan şaşmamak lazımdır.İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri hodbinlikten kurtarır. Hodbinlik şahsi olsun, milli olsun, daima fena diye karşılanmalıdır.

O halde konuştuklarımızdan şu neticeyi çıkaracağım: Tabii olarak kendimiz için bütün lazım gelen şeyleri düşüneceğiz ve icabını yapacağız, fakat bütün dünya ile de ilgilenmeliyiz. Bu münasebetle şunu da söyleyeyim: Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumlu olmayan bir sırrı kalbinde taşımak iktidarında olmayan bir adamım, çünkü ben bir halk adamıyım, ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsa, düzeltirim, fakat şimdiye kadar açık konuşmalarımda halkın beni tashih veya tekzip ettiğini görmedim.” (Ahmed Emin Yalman, Tan, 18 Mart 1937)

İşte ulu önderin öngörüleri…Ölümünün 79.cu yılında saygıyla, minnetle anıyoruz.

 

Selim Esen

GERCEKEDEBİYAT.COM