Asketizm ve Kapitalizmin Ruhu / Max Weber

Asketizm ve Kapitalizmin Ruhu / Max Weber

03 Haziran 2012 - 26452 kez okundu.

(*Asketizm kelimesini kullandık çünkü orijinal kelime olan “ascetism”in doğrudan karşılığı olan fazla tüketimden ve dünyevi zevklerden kaçınmak ya da eskiden çok sık kullandığımız ama artık giderek unutulan “imtina” kelimesi Weber’in amacını tam olarak karşılamıyor. Burada boş zaman, tembellik, mal mülk peşinde koşmaktan sakınma ve lüks tüketimden imtina etmenin yanı sıra, Hıristiyanca bir amaç olarak hayatın çalışmaya, mesleğin icrasına adanması kavramını da kapsayan bir içerik taşıyor - çev.)

 

Bu metin Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’ndan alınmıştır. Weber’in bu öncü çalışması ideolojik bir oluşumun (Protestan dini), bir iktisadi düzenin (modern kapitalizm) gelişimindeki etkilerine işaret etmektedir. Metin, modern kültürün, püritanizmin mirası üzerindeki kısıtlayıcı etkilerine işaret etmekte, modernizmi değerlendirirken belirgin bir karamsarlık sergilemektedir. İlk olarak “Archiv für Sozialwisenschaft und Sozialpolitik, XX ve XXI, 1904-5, s. 155-83”de yayınlanmıştır. İngilizce çevirisi Amerikan sosyolog Talcott Parsons tarafından yapılmış olup (Talcott Parsons, London & New York, 1930), söz konusu metinden Türkçeye aktarılmıştır.

 

* * *

Modern kapitalizmin ruhuna ait temel unsurlardan birisi, ama sadece onunla değil, tüm modern kültürle ilgili bir husus, (mesleki) çalışma ideası temelinde Hıristiyan asketizmi ruhundan doğmuş olan rasyonel davranıştır. Modern çalışma hayatının asketik bir özelliğe sahip olduğu fikri doğal olarak yeni değildir. İhtisaslaşmış bir meslekle sınırlanmak ve bununla ilgili olarak insanın Faustçu evrenselliğinin inkarı, modern dünyada herhangi bir değerli işin koşulu haline gelmiş, dolayısıyla iş ve kişinin kendini inkarı, günümüzde, kaçınılmaz olarak birbirini koşullayan iki konu haline gelmiştir. Orta sınıfa ait hayatın temelindeki bu inkar ve imtina, şayet en basit şekliyle herhangi bir hayat biçimi olmaya çalışacaksa, bu bize Goethe’nin bilgeliğinin doruğunda iken Wanderjahren’de öğretmeye çalıştığı ve sonuda Faust ile hayata armağan ettiği şeydir. Onun nezdinde, gerçekleşme bir asketizmdir, tam ve güzel insanlık çağından bir kopuştur ve kültürel gelişmemizin seyri boyunca Antik Atina kültürünün açtığı çiçek gibi, tekrarlanması olanaksız bir şeydir.

 

Püriten (kişi), herhangi bir meslekte çalışmak istiyordu; biz ise çalışmaya mecbur bırakılıyoruz. Çünkü, asketizm, hayatın manastır hücrelerine kadar indirildiği ve dünyevi ahlak üzerinde hakimiyet kurmaya başladığı dönemde, modern ekonomik düzenin muazzam evreninin inşası için üzerine düşeni yaptı. Bu düzen şimdi sadece iktisadi edinimlerle doğrudan bağlantılı olanları değil, söz konusu mekanizmanın dünyaya gözlerini açan tüm bireylerin yaşamlarını belirleyen makine üretiminin teknik ve ekonomik koşullarına, karşı konulmaz bir güçle bağlanmıştır. Belki, fosilleşmiş kömürün son tonu yakılıncaya kadar da belirlemeye devam edecektir.

 

Baxter’ın görüşüne göre, dışımızdaki mallara gösterilen ilgi “bir azizin sırtında her an bırakılıp gidilecekmişçesine iğreti duran hafif bir pelerin gibi” omuzlara atılmış olmalıdır. Fakat, kader, pelerinin demirden bir kafes olmasını emretmiş bulunuyor. Asketik tutum dünyayı yeniden şekillendirmeyi ve ideallerini dünyaya benimsetmeyi üstlendiğine göre, (maddi) mallar insanın üzerinde tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar giderek büyüyen ve nihayet önlenmesi olanaksız hale gelen bir güç sahibi olmuştur. Günümüzde dini asketizm -kim bilir? sonunda belki-  kafesten kaçmıştır. Fakat muzaffer kapitalizm, mekanik temellere dayandığı için artık onun desteğine muhtaç değildir. Gülümseyen varisi olan Aydınlanmanın yüzündeki pembelik geri dönülemeyecek şekilde siliniyor ve mesleki görev fikri ölmüş dini inançlarımızın hayaleti gibi, hayatlarımızın içinde aranıp duruyor. Mesleğin gereklerinin yerine getirilmesi doğrudan ve en yüksek ruhi ve kültürel değerlere bağlanamazsa, ya da, diğer yandan, basit bir ekonomik dürtü olarak hissedilmesi gerekmiyorsa, birey genelde bunu meşrulaştırma girişimini tümüyle terk etmektedir. En yüksek gelişmeyi gösterdiği bir yerde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, servet peşinde koşmak, dini ve ahlaki anlamlarından soyutlanmış olarak, sadece basit dünyevi tutkularla ilişkilenmekte, bu da gerçekte ona bir spor özelliği kazandırmaktadır.

 

Gelecekte bu kafeste kimin yaşayacağını veya bu muazzam gelişmenin sonunda tümüyle yeni peygamberlerinin ortaya çıkıp çıkmayacağını kimse bilemeyeceği gibi, eski fikirlerin ve ideallerin yeniden doğup doğmayacağı, ya da her ikisinin de olmaması durumda kontrolsüz bir kendini önemsemeyle süslenmiş mekanik bir taşlaşmaya uğrayıp uğramayacağını kimse bilemez. Çünkü, bu kültürel gelişmenin son aşaması için gerçekten söylenebilecek olan sözler şunlardır: “Ruhu olmayan uzmanlar, kalbi olmayan zevk düşkünleri; bu hiçlik, daha önce hiçbir zaman ulaşılamamış bir uygarlık düzeyine erişildiğini hayal etmektedir.”