Asimov’un 35 Yıl Önce Yazdığı 2019 Tahminleri

Asimov’un 35 Yıl Önce Yazdığı 2019 Tahminleri

09 Ocak 2019 - 753 kez okundu.

George Orwell’ın 1984 romanındaki öngörülerinin üzerinden 35 yıl sonra, yani 2019’da öne çıkan üç şeyle karşılaşacağız: Nükleer savaş, bilgisayar çağı ve uzayın kullanımı. Ola ki ABD ve Sovyet Rusya, 2019’a kadar aralarındaki savaşı sonlandırmış olursa bu konuyu tartışmanın da pek bir anlamı yok. Öyleyse, gelin bir nükleer savaş olmayacağını varsayalım -olasılığı o kadar düşük olmasa da- ve tahminlerimize öyle devam edelim. Bilgisayarlaşma kaçınılmaz olarak devam edecek. Bilgisayarlar, hâlihazır endüstriyel toplumların hükümetleri ve küresel endüstri için ne kadar faydalı olduğunu ispatladı, şimdi de yavaş yavaş evlere sızıyor. Temel bir yan ürün, hareket eden ve bilgisayarlı bir obje, yani robotlar çoktan endüstriye akmaya başladı ve bir sonraki nesilde evlere kadar girecek. Bilgisayarların ilerleyişine direniş illa ki olacaktır, ancak Ludit bir devrim olmadığı sürece, ki pek olası durmuyor, bu ilerleyiş devam edecektir.

Toplumun giderek karmaşıklaşması bilgisayarsız bir ortamı imkansız kılacak (kaos tercih edilmediği sürece) ve dünyanın bu yönden geri kalmış bölgeleri, nasıl şu sıralar silah talep ediyorsa gelecekte de bilgisayarlaşma talep edecek. Giderek yoğunlaşan bilgisayarlaşmanın ilk etkisi tabii ki iş alışkanlıkları üzerinde olacak. Daha önce de yaşanan bir şey bu. Sanayi Devrimi’nden önce insanlığın çoğunluğu tarımla ve ona bağlı bazı işlerle uğraşıyordu. Sanayileşmeyle birlikte gelen tarladan fabrikaya geçiş hızlı ve acılı oldu. Bilgisayarlaşma sonucu oluşacak fabrikadan “yeni şeylere” geçiş daha da hızlı ve acılı olacak. Bilgisayar çağına geçişin işsizliği artıracağı yönünde bir iddiada bulunmak doğru olmaz, çünkü geçmişte teknolojik gelişmeler hep yok ettiklerinden daha fazla iş üretmişlerdir, bunun yine böyle olacağını düşünmemek için makul bir sebep yok. Ne var ki, üretilen yeni meslekler yıkılan eskileriyle özdeş değil ve bu değişim geçmişte hiç böylesine radikal olmamıştı.



Kaybolan ilk meslekler insanların maalesef ki hayatlarını geçindirmek için yıllarca yapmak zorunda kaldığı ve bu insanların zihin yapılarını yıkacak kadar tekrara dayalı, aptallaştıran ve basit ama aynı zamanda bilgisayar içermeyen makinelerin yapamayacağı kadar karmaşık olan, montaj hattı içeren rutin büro işleri olacak. Söz konusu işler, onları yapmak üzere özel olarak tasarlanmış bilgisayarlar ve makineler tarafından yürütülecek. Ortaya çıkacak olan meslekler bir yandan tabii ki bu bilgisayar ve robotların tasarımı, üretimi, yerleştirilişi, bakımı ve tamiri üzerine meslekler olacak, bir yandan da bu “zeki” makinelerin üreteceği yepyeni endüstriye dair özgün bir kavrayışa gereksinim duyulacak. Bu durum eğitimin doğasında akut bir değişimi gerektirecek ve yüksek teknolojiden anlayan, tabir-i caizse “bilgi-yazar” nesiller yetiştirilecek.

Tekrar etmek gerekirse, bu tarz şeyler yeni değil, önceden de yaşandı. Sanayileşmiş bir iş gücü, mecburen tarımsal iş gücünden daha eğitimli olmalıdır. Tarlada çalışan insanlar okuma yazma bilmeden de yapabilirler. Aynısı fabrika işçileri için geçerli değildir. Bunun sonucunda, 19. yüzyıl boyunca sanayileşmiş milletlerde yaşayan geniş halk kitleleri eğitimle tanıştı. Ancak değişim bu sefer çok daha hızlı ve toplumun da ona paralel, belki de daha hızlı gitmesi lazım. Bu da gelecek neslin, ortada yapılması gereken çok fazla iş varken bunları beceremeyen yığınların oldukça zor değişimine tanık olacağı anlamına geliyor. 2019 yılına kadar bu değişimin tamamlanmış olması gerekiyor. Yeniden eğitilebilecek kesimler eğitilmiş olacak, öyle olmayanlar ise daha yararlı işlerde kullanılacak ya da yöneten grupların daha düşüncesiz olduğu yerlerde, can sıkıcı bir refah dağıtımı yapılacak. Bu geçiş nesli her türlü tükenmiş olacak, buna karşılık yeni dünya için eğitilmiş yepyeni bir nesil yetişiyor olacak. Yani, 2019 yılındaki toplum, belli başlı sebeplerden az ya da çok şu anki hâlinden daha gelişmiş olacak.

İlk olarak, nüfus artmaya devam edecek ve bu durum geçiş aşamasının sancılarını daha da artıracak. Hükümetler, o problemleri güçlendirmeye devam eden ve idare edebileceklerinden çok daha hızlı gerçekleşen nüfus artışıyla başa çıkamadıkları sürece başka hiçbir sorunu çözemeyeceklerinin farkına varacaklar. Bunu çözmek için düşük doğum oranı gibi çözüm denemeleri giderek daha yorucu hâle gelecek, ancak umuyorum ki 2019’da bir popülasyon düzlüğüne ulaşmış olacağız. İkincisi, insanlığın umarsızlığı sonucu oluşan çevre kirliliği ve atık sorunu da aynı şekilde zamanla artacak ve bununla başa çıkma çabaları giderek daha yorucu hâle gelecek. Ümit edilen şudur ki, 2019 yılına geldiğimizde gelişen teknoloji sayesinde bu sorunun çözümünü hızlandırabileceğiz ve çevrenin bozulma sürecini tersine çevirmiş olacağız.

Üçüncü olarak, bu geçişin acılarını azaltmaya sarf edilecek eforun, gelecekteki insanlarda bir gram akıl olduğunu düşünürsek (ki bunun pek makul bir varsayım olmadığını belirtmeliyim), yıllardır çeşitli uluslar arasında ve ulusların kendi içinde yaşadığı artık modası geçmiş kavgaları ve şüpheleri zayıflatabileceğini söyleyebiliriz. Kısacası, milletler arasında ve içinde işbirliği artacak ancak bu, aniden yükselen bir idealizm sebebiyle değil, söz konusu işbirliğinin yokluğunda gelecek olan yıkımın farkına varmakla olacak. Öyleyse, 2019 yılına geldiğimizde, milletler muhtemelen bir çeşit “işbirliğiyle oluşan dünya hükümetinin” zayıf da olsa etkisini kabul edecek, her ne kadar hiçbiri bunu açık açık tanımasa da.

Olumsuz gelişmelerin yanında (aşırı nüfus artışının etkisi, kirlenme ve militarizm) bazı olumlu gelişmeler de olacak. Yeni dünyada köklü bir değişikliğe uğramış eğitim, bu devrimi gerektiren bizatihi özne tarafından değiştirilmiş olacak: Bilgisayar. Okullar elbette ki hâlâ var olacak ancak iyi bir öğretmenin, öğrencisinin kendi evindeki bilgisayar takımını kullanarak giderebileceği merakını uyandırmaktan başka bir işe yaramayacak. Nihayet her genç bireyin, ya da her bireyin istediği şeyleri, istediği zaman, istediği hızda ve istediği yöntemle öğrenebilme imkanı doğmuş olacak. Eğitim eğlenceli hâle gelecek çünkü içten gelen bir itkiyle gerçekleştirilecek, zorlamayla değil.

Toplumun sıkıcı işlerini robotlar yaparken ve 2019’un dünyası giderek daha çok kendi kendisini yönetiyormuş gibi gözükürken, insanlar gitgide daha fazla boş vakte sahip olacak. Sözü edilen boş vakit, “boş” geçirilen bir vakit değil, insanın istediği şeyleri yaparak doldurduğu bir zaman dilimi olacak; bilimsel araştırmayla, edebiyatla ve sanatla ya da her türlü enteresan ilgi alanları ve hobilerle geçirilen bir vakit. Ve eğer ki dünyanın 35 yıl gibi kısa bir sürede bu değişimi yaşayacağını (tamamlayacağını değil, değişimi hâlâ geçiriyor olacağını) mantıksız bulanlar varsa, karışıma üçüncü ve son maddeyi de ekleyin: Uzayın kullanımı.

Buraya kadar geldiğimize göre uzayı terk etmemize pek imkan yok ve eğer militarizm yok olursa, uzayı basit bir savaş arenasından da, turistik bir gezi yerinden de daha fazla bir şey olarak görebiliriz. Uzaya kalıcı olarak gireceğiz. Araç olarak roketleri kullanacak ve uzayda bir istasyon kurarak orayı insanlar için yeni bir ev yapma yolundaki ilk adımımızı atmış olacağız. 2019’a geldiğimizde Ay’daki işimize tam gaz devam ediyor olacağız. Orada çalışan insanlar olacak -yalnızca Amerikalılar değil, uluslararası bir kuvvet- ve yalnızca Ay’daki kayaları toplamayacaklar, aynı zamanda Ay toprağını alıp uzayın başka bir yerinde, Dünya’nın çevresinde dönmek üzere tasarlanacak geniş yapılar üretmek için metal, seramik, cam ve beton gibi bilumum inşaat materyaline dönüştürmek amacıyla gönderecekler. Akla çabucak gelebilecek ve 2019’a kadar tamamlanabilecek bu tarz yapılardan biri, ürettiği enerjiyi mikrodalgalara çevirip Dünya’ya yollayacak güneş enerjisi istasyonları olabilir.

Dünya’nın ekvatoral düzlemi çevresinde dolanacak adeta bir “halka”nın ilk adımı olabilir bu. Aynı zamanda Dünya’nın enerjisinin birçoğunun güneşten geldiği ve bu enerjinin birtakım milletlere değil bütün dünyaya ait olduğu bir zamanın başlangıcı. Bu tarz yapılar, doğaları itibariyle dünya barışının ve uluslar arasındaki işbirliğinin simgesi olacaklar. Enerji o kadar ihtiyaç duyulan bir şey olacak ve bu enerjinin ancak çeşitli milletler işbirliği yaptığında sürdürülebileceği o kadar bariz olacak ki, savaş ihtimali akla bile gelmeyecek. Bunlara ek olarak uzaya, evrene dair bilgilerimizi ölçülemeyecek düzeyde artıracak gözlem evleri kurulacak, bunlara da Dünya’da yapılması tehlikeli veya imkansız deneylerin yürütüleceği laboratuvarlar eşlik edecek.

En önemlisi de, pratik açıdan bakarsak, uzayın kendine özgü yönlerinden -çok yüksek ve çok düşük sıcaklıklar, yoğun radyasyon- faydalanacak fabrikaların kurulacak olması. Sınırsız vakum ve yerçekimsiz ortam, yeryüzünde üretemeyeceğimiz teknolojilerin üretimini mümkün kılacak ve teknolojinin kaderini tamamen değiştirecek. Aslında, 2019 yılına geldiğimizde birçok endüstrinin işlerini kalıcı olarak uzaya taşıdığına tanık olabiliriz çünkü uzay sanıldığından çok daha geniş ve sanayinin kaçınılmaz bir parçası olan atıkları barındırabilmek için yeryüzünden çok daha etkili bir alan. Uzayda bu atık yoğunluğundan etkilenecek canlıların olmaması da cabası. Ayrıca, söz konusu atıklar Dünya’nın yörüngesinde bile kalmayacak çünkü güneş rüzgarları tarafından asteroid kuşağının çok daha ötesine yollanmış olacaklar. Dünya böylelikle kendisini sanayileşmenin olumsuz yönlerinden kurtulacak, aynı zamanda pozitif yanlarını da kaybetmeyecek. Fabrikalar yeryüzünden silinecek ancak yalnızca birkaç bin kilometre yukarıya taşınmış olacaklar.

Yalnızca bu büyük yapılar değil, aynı zamanda insanlığın kendisi de uzayda olacak. 2019’a geldiğimizde uzay yerleşimi çoktan başlamış olacak ya da en azından yerleşim için gerekli inşaatlar. İnsanların on binlerce kişilik topluluklar hâlinde yaşayacağı ve her türden küçük toplumu oluşturacağı bir dönemin başlangıcı da böylelikle başlamış olacak ve insanlığa bir çeşitlilik daha ekleyecek. Aslına bakarsanız, her ne kadar 2019’un dünyası günümüz 1984’ünden çok farklı olsa da, bu yalnızca gelecek olan değişimlerin bir başlangıcı olacak.

www.bilimkurgukulubu.com için çeviren Ufuk Cem Çakır

 (Kaynak: 31 Aralık 1983, Star Magazine)

GERCEKEDEBİYAT.COM