Ahmetler Yokuşu (Lale Destanı) / Ümit Sarıaslan

Ahmetler Yokuşu (Lale Destanı) / Ümit Sarıaslan

30 Mart 2017 - 1099 kez okundu.

 


Koca Nedim n’oldu o günler 
Dilde lezzet bunca mısraın 
Söylemiyor nerde mezarın 
(Cahit Sıtkı Tarancı, “Nedim’e Dair”)

Kesile buyrulunca tellikavaklar
Yollara vurdu kendini seyran esriği
Ne arnavutu kalmış ne kaldırımı kentin
Darmadağın bakışın kileri

Osmanlı taklidi minarelerde
Bir Hafız Burhan klasiği
Şişhane yokuşu değil
Ahmetler yokuşu burası

İncesu ölü bir kızdır şimdi
Anızları arasında saklanır anıların
Kaç yıl oldu bilen yok
Kendi toprağına gömüleli

Ha demeden daha
Hışırdamadan kavaklar
Çıktı geldi Üç Ahmetler
Kentin zifirine bulanmış
Zihnin kuyularından 

Üç altın işlemeli kaftan
Geçmişin geometrisinde
Bir yaldızlı üçgen
Üç köşesinde üç Ahmet
Üçü de sultan
Ahmetler yokuşunda

Ahmet I
Nam-ı diğer Bahtî
Arifesi üç Ahmetlerin
On üçü vurunca saati
Altında buldu sadaret sandalyesini

Küçük müçük yaşı
Mülkün başı nerden bakılsa
Helal olsun sakalı bitmemiş oğlana
Vermeden sırtını sarayın sedirine
Son verile buyurmuş
Nizam-ı Âlem’çün
Kırdırtma töresine
Evladı babaya
Kardeşi kardeşe

Kanı kumaşını boyarmış öfkesi kabardı mı
Ne zaman patırtı çıkarsa yeniçeri
Kızıl urbalarını kuşanıp
Sokağa atarmış kendini şafakla

Yok hükmünde bir adam
Bahtı şen değilmiş II. Ahmet’in
Mahpusluktan mı yarım yüzyıl
Baht açıklığı beklemekten mi
Kafiye düşürürmüş
Saray duvarları arasında

Bu yüzden olmalı
“Vay bahtım” redifli
Gazeline konu etmiş
II. Viyana Kuşatması’nı 

Hanginizdi en talihsiz
Bir ayaklanma ile gelip
Bir ayaklanma ile giden
Yenini kaptırıp yeniçeriye
Yakasını zor kurtaran
Nizam veremese de payitahta
Kızını veren Nevşehirli’ye 

Ne vakası idi geldiği
Denk düştüğü cülusuna
Edirne mi
Bir vaka ile gelip
Bir varta ile geçen
Tarihimizden

Her sabah ayrı çiçek
Her gün yeni bir lale
Karıştırınca saltanat sürmeyi
Safa sürmeyle
Olan oldu Şehr-i Sitanbul’a

Derkenar etti bugünü yazıcıbaşı
Bir çiçektir neden oldu
Uyandı lale uykusuzu şehir
Kan uykulardan kanlı bir ihtilale

İster talih desin ister tarih gayrı
Yenini yakalamış bir kere softa
Her yeniye kılıç üşüren kafa

Kim okur kim dinler seni
Basmacı İbrahim Efendi
Kim çağların göğünü getirdin
Ufku burnunda bitenlere 

Kitaplar sözlükler sözcükler
Ne bilir “murakkameşk”i
“Çeşmeyi nevpeyda”sını şairin
Huruç etmiş baldırı çıplak taifesi 

Sebil olmuş sürünür yerlerde
Kelle külahlar ipekli libaslar
Kabardıkça kan denizi
Kızarır külahları da asinin

Yaslanmış saray kapısına
Sobe der gibi Patrona
Siyaset çeşmesi ibret taşı
Bir çağ asılı bıyıklarında

Ne lale ne damat
Gitti gider kürkü
Çaresiz Üçüncü Ahmet
Kan yürür köküne çınarların
Müneccimbaşı muvakkit 
Nedim nüdema nerdesiniz

Gökkubbe altında bir göstermelik
Topkapı Atmeydanı Sultan Ahmet
Dağıdilbağıvefatesellihatır
İp koptu sonunda tesbih dağıldı
Aksakaldan yoksakala darmadağın
Lale defteri camıcihannüma

Otağı hümayun kutlu kaftan
Ve kızıl külahlı şeytan
Üçüncü Ahmet Damat İbrahim
Tellak Halil bir de
Bakarlar öyle eski bir resimden

Kadınlar yapılar şarkılar
Kırık mermerler orda burda
Kurumuş Sultan Çeşmesi
Kuşlar çekilmiş yalağından
Kanlı bir dere anısı
Sadabat’tan kalan

Ümit Sarıaslan

 (Ankara, Mayıs 2001 / Şubat 2017)