Ahmet İnam'dan Sakık'a: "Mazlum ırkçı"

Ahmet İnam'dan Sakık'a:

04 Şubat 2013 - 6436 kez okundu.

Yurt Gazetesi'nden Musa Ağacık'ın sorularını yanıtlayan ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet İnam hoca, Birgül Ayman Güler'in ortaya attığı kavramlar ve bunu yanıtlamaya çalışan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın söylediklerini bir felsefeci olarak değerlendirdi:  

 
MUSA AĞACIK: CHP’li Güler’in, “Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir’’ şeklindeki sözünü “ırkçılık” olarak niteleyen BDP’li Sakık’ın, “Kafkaslardan, Boşnaklardan bu ülkenin sahipleri değilsiniz, haddinizi bilin” diye karşılık vermesi de ırkçılık değil midir?
 
AHMET İNAM: Şimdi Birgül Hanımın sözünü ben dinledim televizyonda. İşte Türk ulusuyla, yani orada Türk milleti veyahut Türk etnisitesiyle, Kürt milleti ya da Kürt etnisitesi eşit olmaz demek istemedi.
 
Ne demek istedi peki?
 
O, “bizi bir araya getiren değerlere eğer Türk ulusu dersek”, ki üst kimlik diye bir şey var ya..
 
Evet?
 
Yani “Türk ulusu, Türk etnisitesiyle ilgili bir şey değildir. Türkiye’yi oluşturan halkların adına Türk ulusu denir”, diyor Birgül Hanım. Dolaysıyla orda aslında bence çok yanlış anlaşılacak ve saldırılacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Bu söz yanlış anlamaya çok uygun oldu ve iktidar yanlıları da bunu kötü biçimde kullandı. Tabii öbür türlü ‘’siz Kafkaslardan, Boşnaklardan gelen, buranın sahibi değilsiniz’’ sözleri de çok çirkindir. Kürt kardeşlerimin de içine düştükleri durumu anlamaya çalışıyorum ama onlar da karşı tarafı “ırkçılıkla” suçlarken, kendileri de benzer bir ırkçılık içine düşmektedirler. Bu, çok hazin bir durum tabii.
 
“Hamidiye Alayları” ve İdris-i Bitlisi’nin 40 bin Alevinin katli gibi tarihte toplumları utandıran pek çok eylemler var. Buna karşın Sırrı Sakık’ın Meclis kürsüsünden CHP’lilere; “Siz Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar ırkçısınız, milliyetçi ve tekçisiniz. Halka zulmeden bir gelenekten geliyorsunuz. Her gün burada, atalarınızın söylediklerini yüzünüze vuracağız” sözleri bir öç algısı değil mi?
 
Evet, bu çok tehlikeli bir söyleyiştir. Çünkü sürekli olarak karşı tarafı suçlayarak kendinizi temize çıkarma imkanınız yoktur. Daha doğrusu bu uzlaşma dili değil. Ben Sırrı Sakık’ı anlıyorum, işte evladını kaybetti. Ama bu söyleyiş tarzı doğru değildir. Ne kadar acı çekmişde olsak, bir arada yaşamanın yollarını aramak gerekiyor. Yani bu CHP için de, AKP için de, MHP için de, BDP için de böyledir. Elbette tartışacağız, elbette geçmişte yapılan haksızlıkların üstünü örtmeyeceğiz, yüzleşeceğiz. Ama geçmişte yaşamış olduğumuz haksızlıkları sürekli olarak birbirimizin yüzüne vurarak nasıl bir uzlaşma sağlayabiliriz ki? Bu yanlış bir şeydir... Geçmişte yaşananlardan dolayı özür dilenebilir. ‘’Tamam geçmişte bu olmuştur ama şimdi, bundan sonra olmasın’’ denebilir..
 
“Ezilen ulusun faşisti, ırkçısı olmaz” gibi genellemelere ne diyorsunuz?
 
Buna “mazlum zulmü” diyebiliriz yani. “Mazlumluk”, aslında mazlum rolü oynamak, karşı tarafa bir şekilde zulüm etme imkanlarından biridir. Onun için mesela Nietzsche gibi filozoflar, böyle mazlum rolü oynayan insanlardan son derece nefret ederler. Çünkü mazlumsanız öncelikle cesur olmak zorundasınız. Böyle mazlumluğunu kullanarak, ona sığınarak her türlü zulüm yapması yanlış bir şeydir. Bu zalimin rolünü üstlenmesi anlamına geliyor. (Yurtgazetesi, 3 Şubat 2013))
 
Gerçekedebiyat.com