3. Antalya Edebiyat Günleri'nde tartışmalar...

3. Antalya Edebiyat Günleri'nde tartışmalar...

01 Mayıs 2018 - 2107 kez okundu.

 

Antalya Muratpaşa Belediyesi'nin düzenlediği 26-28 Nisan 2018 günleri arasında yapılan 3. Antalya Edebiyat Günleri sona erdi. Muratpaşa Belediyesi'nin "Yaşanabilir bir kent, sakinlerine ve konuklarına doyurucu, zengin ve değerli bir edebiyat ortamı da sunması gerekir" anlayışıyla başlattığı Antalya Edebiyat Günleri,  Muratpaşa Belediyesi Kültür Salonu, Alyazma Kadın Danışma Merkezi, Engelsiz Kafe, Fikret Otyam Sanat Parkı, Eğitim-İş, Antalya Kültür Sanat ve Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesi'nde olmak üzere 7 farklı noktada yapıldı.


Yazar ve şairlerin o noktadan bu noktaya oldukça planlı ve dakik taşınmaları yorucu ama bir o kadar da yararlı, verimli bir etkinlik ortaya çıkardı.

3. Antalya Edebiyat Günleri "Şiirde Dünyaya Yeniden Bakmak", "Öyküde ve Romanda Dünyaya Yeniden Bakmak", "Ün, Edebiyatçılar ve Ödüller", "Edebiyatımızda İkibinli Yıllarda Ne Oldu?" gibi kışkırtıcı edebiyatımızın temel sorunlarına parmak basma niyetli oturum başlıklarıyla dikkat çekti.

 

BİRİNCİ GÜN

İlk gün saat 14.00'te AÜ Edebiyat Fakültesi'nde Ahmet Telli söyleşisiyle başlayan etkinlikle aynı saatte Fikret Otyam Sanat Parkı'nda Antalya'da yaşayan yazar ve şairlerin kitap imzalamalarıyla devam etti.

İmza gününün ardından Kamile Yılmaz, Nuri Erkal, Ahmet Turan Kul, Giray Ercenk'in konuşmacı olduğu "Antalya ve Edebiyat" konulu panel yapıldı. Kendisinin de bir öykü kitabı yeni yayınlanan Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal panel açılış konuşmasında, "Ben Antalyalı bir Yörüğüm. Antalya'yı hep edebiyat şehri olarak düşündüm. Büyüdükçe ne kadar dolu bir geçmişe sahip kent olduğunu daha iyi anladım. Antalya 400 antik kente sahip. Birçok ülkede rastlanmayacak renkli detay yalnızca kentimizde var. Antalya'yı Dostoyevski'nin Petersburg'u Hugo'nun Paris'i gibi yapmamız lazım." dedi. Ümit Uysal ayrıca, "İnsanlık teknoloji karşısında çok zor durumda. Otuz kişinin yaptığı işi artık üç kişi yapıyor bilgisayarla. İşsizlik geleceğin en büyük sorunu olacak. Avrupadaki ırkçılık aslında işsizlikten kaynaklanan dip dalganın bir görünümüdür" dedi.

Konuşmacılardan yazar Kamile Yılmaz, "İlk öykü ödülünü 1340 yılında Romalılar vermişti. Antalya'da önemli dergiler çıkardı artık yok. Antalya'nın mis gibi kokan özgün ağaçları varken, yerine palmiye diktiler. Antalya palmiye ve betondan ibaret bir kent oldu" dedi. Giray Ercenk ise, "Dünyanın en güzel denizinde yaşayan Antalyalılar denize küskün. Antalya kendi kendini büyütmüyor." diyerek kentin kırsal kesimin kuşatmasında olduğunu vurguladı.


Antalya'da yaşayan önemli şairlerden Ahmet Turan Kul kendi şiirlerinden örneklerle felsefi yönü ağır şiirsel bir konuşma yaptı.

Antalya'da yaşayan önemli yazarlardan Nuri Erkal, "Antalya'da bir zamanlar Gelişim Sanat, Akdeniz Simge gibi önemli yayınevleri ve dergiler olduğu"nu vurgulayarak, "Bir zamanlar Kaygusuz Abdal'ın doğduğu, Cahit Külebi'nin yaşadığı kentimizde Kırk Merdiven, Bahçe, Morca, Bahçe dergileri çıkardı, artık yok" dedi. Nuri Erkal yaşadığı bölgelerin idari sistemlerinin meseleleri, toplumun sorunlu ve eksik noktaları, yanlış din anlayışı gibi konularda, eleştirel bir üslupla şiir yazan  Bağdatlı Ruhi'nin gazelinin Antalya'ya uyarlanmışını okuması panelin sürprizi oldu.

 

İKİNCİ GÜN

Antalya Edebiyat Günleri'nde 2'nci gün, Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal ve İnci Aral'ın Alyazma Kadın Danışma Merkezi'nde, saat 11.00'de "Kadınlar ve Öyküler" başlıklı söyleşisiyle başladı.

Öğleden sonra Antalya Kültür Sanat Merkezi'nde "Şiirde Dünyaya Yeniden Bakmak" paneline Ferruh Tunç, Salih Bolat, Hüseyin Ferhad, Ahmet Telli, Yaşar Miraç katıldı.  

Ferruh Tunç bildiri niteliği taşıyan konuşmasında özetle şunları söyledi:

"Biz yazar ve şairler önemli bir zaman diliminde yaşadığımızın ayırdındayız. Doların altın karşılığı olmaktan çıkmasıyla kanatlanan merkeze ait uluslararası sermaye, dünyanın geri kalanını (çevreyi) ekonomik ve siyasi olarak kendine bağlarken  ona seçenek olarak ortaya çıkan sosyalist sitemi öylesine kuşattı ki, sistem, kendi hatalarının da tetiklemesiyle beklenmedik bir şekilde çöktü.

Bu çöküşle birlikte Neo-Liberalizm sıfatını parlattı. Pervasız bir piyasacılık retoriği yeni bir Fransız İhtilali, yeni bir aydınlanma yaşanıyormuş tafrasıyla zihinleri kuşattı ve liberal kapitalizm entellektüel ve neredeyse ahlaki üstünlüğü ele geçirmiş göründü. 

Bu zamanda yüzleşmemiz gereken konulardan birisi sosyalist sitemin çöküşünün ardından aydınlanmacı, ilerici, toplumcu, yurtsever, sosyalist dünya görüşünün küreselci neoliberal siyasetin çeşitli formları içinde, insancıl-toplumcu sanat edebiyat geleneğimizin de post-modern estetik içinde erimeye yüz tutuşudur. 

Neo-liberalizmin çok kültürcülüğü, ulus devlet yapılarını önemsizleştiren sivil toplumculuğu, demokrasi ve özgürlük karnesi zayıf bir çevre ülkesi olan Türkiye’de önce sol-sosyalist özgürlükçülükle kısmen de olsa örtüşebilmiş ve ardından onu hızla asimile etmiştir. 


Bu süreçte, yerel iktidarıyla kavgalı ülke solu,  onunla kavgalı küresel asıl ve büyük iktidarın safında yer tutarak, kazanan bir ilerici olma illüzyonunu yaşamayı denemiştir; tıpkı birbirleri işe mücadele eden  Anadolu beylerinden kaybedenlerin  Kostantinapolis'le işbirlikleri gibi!"

Salih Bolat ise, "Böyle bir ortamda şiiri daha çok dile çekmek gerekir gibi geliyor bana. Bu şiirde geri çekilmektir; anlatıya geri çekilmek… İkinci şık toplumda bireyler o kadar derin saldırı altında ki şiire daha çok şey eklemek yüklemek gerekebilir de denebilir. İlginç olan bu iki karşıt gibi görünen görüşün şiiri yeniden tanımlama gereğine bizi götürmesi… Şairin şiirde bir ütopyası olması zorunluluğunu son 2-30 yılda tasfiye edildi gibi geliyor bana " dedi.

Şair Hüseyin Ferhad, "Her şair bir coğrafyaya, kültür kuşağına doğar. Bir geleneğe, bir deneyler, deneyimler silsilesine. Onu soğurur, içselleştirir, kendinin kılar. Oradan bakar dünyaya, hayata. Sonra döker eteğindeki taşları.

Anadolu, Yunanlılara göre 'doğudaki ülke' demektir. Ya da 'güneşin doğduğu yer'. Bilinir; Anatolia, Yunanca 'doğu' anlamına gelen ‘anatole’ kelimesinden türemiştir. Anatole de, 'doğmak, yükselmek' anlamına gelen ‘anatellein’ fiilinden. Ancak daha sonraları 'Küçük Asya' tabiri yeğlenir. Çünkü Şark’ın Anadolu’dan, Mezopotamya’dan, Kafkaslardan ibaret olmadığı fark edilir.


Asya, büyük şairlerin yurdudur. Enheduanna’nın, Homeros’un, Firdevsî’nin, İmriü’l-Kays’ın, Nesimî’nin, Şah Hatayî’nin, Fuzûlî’nin, Ehmedê Xanî’nin, Tagore’un, Puşkin’in, Bella Ahmadulina’nın, Nâzım Hikmet’in yurdudur. Asya, mızrağı kırılmışların, ‘postu çıkarılarak’ kale kapılarına asılmışların yurdudur. Asya, boyun eğmeyen halkların yurdudur. Bizim yurdumuzdur. Kafesimiz, vatanımız!

Latinler haklıdır: Ex Orient lux [Işık Doğu’dan gelir]!

Çağdaş Türk şiiri belli odakların etrafında dönenir: Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Nâzım Hikmet, Fazıl Hüsnü, Garip, Behçet Necatigil, Attilâ İlhan, İkinci Yeni, Gülten Akın. Bu odaklar, karşıtlarını da içeren bir anafor yaratmıştır. Genç kuşak, kasıtlı ya da değil, bu odaklara kilitlenmiştir. Bu odaklardan bakmıştır hayata, yerküreye. Bir metni şiir yapan biçimidir ama poetik ve politik tutumudur da. Dünya tasavvurudur!" dedi.

Şair Yaşar Miraç, "Şiir bir şiire bakarak yazılır" diye başladığı konuşmasında Avrupa'da yaşadığı yıllarda edindiği izlenimlerle Türkçe'nin ve Türk şiirinin dünya şiiri içinde aldığı yeri değerlendirdi. "Kendi şiirimizi değerinin altında görüyoruz" diye sürdürdüğü konuşmasından not alabildiklerimiz şöyle: "Dünya şiirinde ilk 10'a girdik. Ama 30 yıldır bir yozlaşma, edebiyatımızda bir gerileme var. Şiir sayısı şair sayısı artmış ama beğeni düzeyi düşmüştür. Beğeni önemlidir. Benim şiirimi beğenen ama benim beğenmediğim şairin şiirlerini beğenen birinin olması doğru değildir…  Yayınevleri maalesef masonik bir örgütlenme içindedir. Konformist Enis Batur her yerdedir…"

Ahmet Telli de "İdeoloji ve vicdan şiirin diskur noktasıdır. Türkçe şairler için büyük bir olanaktır. Beğeniler dondurulamaz. İnsanlığa ateşi taşıyan gençliktir." dedi.

27 Nisan 2018 Cuma günü şiir panelinden sonraki panel yayın yönetmenimiz Ahmet Yıldız'ın yönettiği ve Abdülkadir Paksoy, Taylan Kara'nın konuştuğu "Ün, Edebiyatçı, Ödüller" paneliydi.

Ahmet Yıldız açılış konuşmasında, "Büyük bir edebiyat mirasının üzerinde oturuyoruz. Çin kaynakları kültürümüzle ilgili bilgilerle dolu; açılmayı bekliyor. Orhun Yazıtları olmasaydı belki ikinci yeni de olmazdı. Kaşgarlı Mahmut dünyanın ilk ve en kıymetli etimolojik sözlüğünü bize kalıt bıraktı. Yola çıktığımız yerlerde dünyanın en büyük kültürleriyle içli dışlı olmuş etkilemiş etkilenmişiz. Çin, İran, Rus, Hint, Arap, Yunan, Roma, Ermeni kültürüyle tokuşmuşuz. Aramızda kan bağı oluşmuş. Dünya insanları, bir gün tek bir devlet olacak büyük dünya insanlığı bizden bu kültürü istiyor. Biz 2018 yılının Türk yazar ve şairlerinin birincil görevi bu muazzam kalıttan yeni sanat eserleri yaratmak ve insanlık ailesindeki yerimizi sağlamak olmalıdır. Ben hep Latin Amerikalı yazar ve şairleri kıskandım. Bizde onların misliyle malzeme var. Dünya edebiyatında hegemonya kurmamamız işten değil. Ama bunu yapamıyoruz. Neden? Bizi durduran kafalarımızı dumura uğratan güçler kimlerdir nelerdir?" dedi.

Ahmet Yıldız ödüller konusunda ise, "Ödül almak ödül vermek onurlu bir iştir. Yeni şair ve yazarları açtığınız yarışmalarla verdiğiniz ödüllerle günışığına çıkarırsınız. Benim savunduğum iki tür ödül vardır. Birincisi hiç tanınmamış yeni edebiyatçıları kazanmak için verilen ilk ödüller. İkincisi yıllarını edebiyat denen bu ağır işe adamış yazar ve şairlerin 50. yılı gibi zamanlarda verilen onur ödülleri. Gerisinin halini ise hep birlikte görüyoruz." vurgusu yaptı.

Eleştirmen yazar Taylan Kara, edebiyat ödülleri seçici kurullarından başlayarak bugün içinde bulunduğumuz karanlık durumu ortaya seren konuşma yaptı. Ekrana yansıttığı verilerle konuşan Kara, "Edebiyat ödüllerimizde sıklıkla edebiyat dışı ölçütler kullanıldığı"nı vurguladı. Heyecanla ve dikkatle izlenen konuşmasında Kara, "Örneğin Yunus Nadi Ödülleri'ni hep Can Yayınlarının kazanması tesadüf müdür? Şartnameye 'Bu ödül Can Yayınlarına verilmektedir. Diğer yayınevlerinin katılmaması rica olunur'  ya da 'Bu ödül 99 yıllığına Can Yayınlarına kiralanmıştır' maddesi konsun bari kurtulalım" dedi.


Şair Abdülkadir Paksoy da edebiyat ödüllerinde tartışmaların hiçbir zaman eksik olmadığını vurguladı.

Panelin kapanış konuşmasında Ahmet Yıldız, "Şairlerin işine karışmak istemem ama bir önceki panelden yola çıkarak şunu söyleyebilirim. Biz Varlık dergisini 17 yıl ayrıca yayınevleri dergiler kurup yöneten birine teslim etmemeliydik. Parayla şiir kitabı basmak şiirimizi ve şairimizi çok tahrip etti. Yayınevleri telif şiir kitabı basmamaya başladı. Kendimizi edebiyatı korumalıyız..." diye konuşurken salondan Yaşar Miraç "Ölünün arkasından konuşma" diye bağırdı. Eleştirenlere dnan Özyalçıner de katıldı.  Ahmet Yıldız, "Bu itirazımı ben yıllardır yapıyorum siz beni tanımıyorsunuz" dedi.

 

ÜÇÜNCÜ GÜN

28 Nisan Cumartesi günü yapılan panel konuşmacılarından İnci Aral şunları söyledi: "Vaatler veren küreselleşmeye hep karşı çıktım. Postmodern olmayanlar, çağı geçmiş, eskimiş olarak sunuldu. Bir popülerleşme oldu. Yüreğinin Götürdüğü Yere Git gibi kitaplar küresel kapitalizmin ideolojisinin Türkiyeye giriş kitaplarıdır. Bu dönemde edebiyat sulandırıldı, magazin sayfalarına düştü, light zararsız hale getirildi. İyi şeyler yaşamaya alışanlar bütün bunları şaşkınlıkla izledi. Sonunda ortalama bir kitap olan Kürk Mantolu Madonna'ya döndük. Sapla samanın birbirine karıştığı yıllar. İnsanlar bu çöp yığınlarından bıktılar. Bu noktaya işi getirenler ticari kazancın yanında insanları düşünsel planda da zayıflatmayı amaçlıyordu. Gittikçe aptallaşan onların amaçladığı kalıplara teslim olmuş insan tipi istiyorlardı. Birey olan çok iyidir dediler. Geriye yalnızlık kaldı. Hayat böyle diye kabul ediyoruz her şeyi. Ülke sorunlarına dikkatle bakmalıyız artık…"

Öykü yazarı Halil Genç: "Hakim güçlerin insanları edebiyatla etkilemeye çalıştıklarını söyleyebilirim. Bölgemizdeki savaşın göçün yıkımı ortada. Ahlaki derecesi yüksek eserler yaratmaya ihtiyaç var düşüncesindeyim." dedi.

Genç yazar Belma Fırat, "Çağdaşlık şimdiki zamana kalemini daldırandır. Namevcut izi görebilecek olan ancak edeiyatçılardır. Tarih yazıcıları bu ince noktayı yakalayamaz ama yazar ve şairler sanatçılar yakalayabilir. Sanatçının estetik tutumu etik tutumundan ortaya çıkacaktır." dedi.

Adnan Özyalçıner, "Sanat eseri soyut gerçekliktir. O zaman da gerçeğin üzerine, gerçeğin ne olduğuna ulaşırız. Neyi kimleri anlatmak ne kadar önemliyse nasıl anlatmak da o kadar önemlidir. Öykü, dünyaya her gün yeniden bakmaktır." dedi.

 

ÖDÜLLER

Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlediği Antalya Edebiyat Günleri’nde En İyi Öykü  ve  En İyi İlk Öykü  kitabı dallarıyla birlikte, onur ödülleri Muratpaşa Belediyesi Kültür Salonu’nda düzenlenen açılış gecesinde verildi.

Antalya Edebiyat Günleri açılış gecesinde konuşan Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, “Kolay tüketilecek estetik araçlarla rekabet edebilmemiz için çok daha yoğun edebiyat etkinlikleri düzenlememiz lazım” dedi. Uysal, İnci Aral'a ödülünü verirken de, "Yerel yönetimler olarak çok daha yoğun edebiyat etkinlikleri düzenlememiz lazım. Yüzeysel işlerle uğraşanlarla, basit, kolay tüketilecek estetik araçlarla rekabet edebilmemiz için Yeni İnci Arallar, Ahmet Telliler, Adnan Özyalçınerler yetiştirmeli" dedi.

Gecede ilk ödül, ‘En İyi İlk Öykü Kitabı’ dalında verildi. Özcan Karabulut, İbrahim Karaoğlu, Ayşegül Tözeren, Belma Fırat, Ercan Yılmaz’dan oluşan Seçici Kurul’un 2017 yılında yayınlan öykü kitapları arasında yaptığı değerlendirme sonucunda bu yılın En İyi İlk Öykü Kitabı ödülü Ev Yapımı Hüzünler’le Oğuzhan Yeşiltuna’nın oldu. Bu yılın En İyi Öykü Kitabı ödülü ise Kamçılanma Mesafesi’yle Zeynep Uzunbay’ın oldu.



Onur ödülleri
Adnan Özyalçıner, Ahmet Telli ve İnci Aral'a onur ödülleri verildi. Ödülünü Muratpaşa Belediyesi Başkan Yardımcısı ve şair Ferruh Tunç’tan alan Telli, gecede ‘Veda Divanı’ şiirini okudu.

Gece, konuk sanatçı olarak İlke Türkdoğan’ın da katıldığı caz sanatçısı Dolunay Obruk konseriyle sona erdi. (Notları alan: Ahmet Yıldız)

GERCEKEDEBİYAT.COM