2013 yılında edebiyatımızın değerlendirilmesi / Ahmet Yıldız

2013 yılında edebiyatımızın değerlendirilmesi / Ahmet Yıldız

04 Şubat 2014 - 7055 kez okundu.

 

Şöyle geriye yaslanıp yaşadığımız yılda toplum olarak ne yaptık diye düşünecek olursak başvuracağımız yer sanat ve edebiyat etkinlikleri olmalıdır. Bir ülkenin o yıl içindeki sesini, “zamanın”ın gürültüsünü, -gürültüsünün dışındaki dahil- tüm düşünsel tinsel dünyasını, ancak edebiyat ve sanat uğraşının içinde iyi görürüz.

 

Her yıl sonu sorduğumuz “Bu yıl ben ne yaptım?” sorusunun yanıtı olarak izlediğimiz, okuduğumuz sanat ve edebiyat etkinlikleri aklımıza gelmiyorsa her ikisinde de -hem bizde hem edebiyatta!- bir sorun var demektir.

 

2013 yılında yüzlerce şair şiir yazdı, yüzlerce dergi bunları yayınladı. Yüzlerce yayınevi binlerce kitap yayınladı. Milyonlarca insan (umarım) dergi kitap okudu.

 

T. S. Eliot'un dediği gibi: “Eğer Danimarka'da artık şiir yazılmıyor derseler korkarım. Çünkü birkaç yıl sonra Danimarka diye bir ülke kalmaz.”

 

Bu söylediklerim sanat ve edebiyatın yaşayan bir toplum için (toplumsal olarak!) ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor.  Ancak sanat eserinin estetik ölçütünün yanında toplumsal gücünün ölçütünü bulmak zordur. Dünyanın  en öznel en zor işidir. Eleştirmenler de öznel insanlardır; yaygın yanlış görüşe göre "nesnel" değil bence öznel olmalıdırlar. Bir eleştirmen eleştirisini korkmadan yapamıyorsa da korkmak gerekir!

 

2013 yılı edebiyatımızın durumu hakkında aşağıdaki değerlendirmelerimi bu açıdan okumak gerekiyor.

 

 

ŞAİRLER - YAZARLAR

 

Şiir dergilerinde görünmek şairlerin sevdiği bir iş oldu bu yıl. Ne var ki kitap yayınlama konusunda epey bir açmaz içindeler. Birincisi, dağıtım ağına sahip büyük yayınevleri özellikle yaşayan şairlerimizin ve genç şairlerimizin şiir kitabını yayınlamıyor. Gerekçeleri de kitabevleri çalışanlarının kitabı rafa koymamaları. Ya fiyatı düşük, ya kimse ilgi göstermiyor, rafta boşuna yer kaplıyor... gibi nedenlerle.

 

Bu hem edebiyat ortamımız için hem şiirimiz için utanç verici bir durumdur. Bir kitabın değerinin salt satış sayısına göre belirlenmesi bir yana aynı zamanda şairin ve şiirin örselenmesi, hırpalanmasıdır.

 

Daha da kötüsü pıtrak gibi çoğalmış parayla şiir kitabı yayınlayan yayınevlerinin çokluğudur. Şair buralara "düşü(rülü)nce" kitap yayınladığını dost akraba çevresine ancak duyurur. ISBN almış bir kitabını da tarihe bırakmış olur. Hepsi bu.

 

Bu ayıp değildir: Ritsos dahil nice insan ilk kitabını böyle kendi parasıyla bastırmıştır. Ama bunun bu kadar çoğalması artık korsan kitap kadar göze batıyor!

 

Ancak şairlerin temel sorunu başka: Nicedir Türk şairleri gittikçe tuhaf bir daralma, küçülme, kendi nefesinde boğulma dönemine girmiştir. Bir şair ne zaman gönenir? Dilini kullandığı kültürle, içinde yaşadığı toplumla, geniş halk kütleleriyle sahici bir alış veriş içinde olduğunu, onlar nezdinde bir değerinin, anlamının olduğunu duyumsadığı, gördüğü zaman!

 

Ama en çok, emperyalist merkezlerce pompalanan günümüz ideolojik hegemonyasına karşı gelme reflekslerini kaybetmiş olmaları şairlerimizin göze çarpan eksikliğidir. Çok kullanılan “neoliberal kuşatma"nın ideolojik taşıyıcısı, “çok kültürlülük”/ “ulusal devletler yalnızca milliyetçilik üretir”/ “azınlık ve mezheplere özgürlük” söylemlerinin başat çelişki hale getirilmesidir. Bu kavramlar ne yazık ki, ciddi bir biçimde bizim gibi yarı sömürge ülkelerin aydınlarını yöneten/körleten, ülkenin ideolojik iklimine egemen düşünce olmuştur.

 

"Neoliberalizme karşı" olan tüm şair ve yazarlarımızın bu kavramlara tutsaklığı, onları son tahlilde karşı olduklarını sandıkları emperyalist kuşatmaya (neoliberalizme!) alet etmektedir!

 

Sonuçta kendi halkına yabancı, kendi diline kuşkuyla bakan ama işini de -ne yazık ki!- Türkçe yapmak zorunda olan tuhaf bir şair portresiyle karşı karşıyayız. Belki çoğu yazar ve şairimiz Türkçe yazmak zorunda olduğu için Türkçe'yle yazıyor.  Bu gönülsüzlük ve mesafe duygusu şair/yazarımızı ve edebiyatımızı -açık söylemek lazım- olumsuz etkiliyor! Büyük kütlesi emekçi ve yoksul olan halkımız bu mesafeyi seziyor.

 

Edebiyat, hele şiir önce dile saygıdır, o dilin halkına, tarihine saygıdır, selamdır.  Geçmişimizde Fuzuli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Nazım Hikmet, Cahit Külebi, Arif Damar, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Edip Cansever, Cemal Süreya, Turgut Uyar...  gibi halkına ve diline sonsuz sevgiyle bağlı onlarca örnek vardır.

 

2014 yılında şairlerimiz, özellikle “Gezi Olayları”ndan sonra içinde yaşadıkları,  dilini kullandıkları halk(ın)a karşı daha hoşgörülü ve sevgi içinde olurlar umudundayım.

 

Şu bilinmeli ki halkına karşı olan şair iflah olmaz.

 

 

DERGİLER

 

Aşağıda söz ettiğim bazı dergiler düzenli olarak yayınlandılar. Edebiyatımızın 2013 yılında taşıyıcısı oldular. Hepsinde çok iyi şiirler, öyküler, yazılar okuduk. Bin bir emekle çıktılar. Ne var ki -söz ettiğim-  “neoliberal” ideoloji, çoğu dergiyi ve orada yazan yazar ve şairleri etkileyip aynı kalıba sokmuş durumda.

 

Sincan İstasyonu: Yılın en iyi şiirlerini, denemelerini ve yazılarını yayınlayan dergi. Abdulkadir Budak'ın yayın yönetmenliğinin başarılı ürünü. Gerçek bir edebiyat dergisi.

 

Akatalpa: Ramis Dara yönetiminde Bursa'da çoğunlukla şiir yayınlıyor. Ama çok yayınlıyor. Kimi şiirlerin çok önceden bir yerde yayınlandığı da oluyor!

 

Şiiri Özlüyorum: Nevşehir'de şair Fuat Çiftçi'nin çıkardığı dergi. "Çok!" düzenli olarak çıkıyor.

 

Kitap-lık: Yapı Kredi Yayıncılık'ın çıkardığı dergi liberal/sağcımsı kaymayla yola devam ediyor. Enis Batur menşei alışkanlıkla batı edebiyatının aktarmacılığını -başarıyla!- yapıyor.

 

Varlık: Kurucusu Yaşar Nabi Nayır'ı zaman zaman mezarında ters çeviriyor. “Çokkültürlülük” temel ideolojisi haline gelmiş; yine de ana damarı kaybetmemiş.

 

Sözcükler: Edebiyatımızı 2013 yılında yüklenip taşıyan, gerçek damarını sürdüren bir dergi. Ne var ki aşırılıklara kaçmamaya “aşırı!” özen gösteriyor. Bu da yalancı bir soyluluk doğuruyor. Şair Turgay Fişekçi'nin izini taşıyor. Sincan İstasyonu'yla yarışıyor.

 

Mühür: Gizli islamcı/liberal dergi. İlerici, demokrat çoğu iyi yazar ve şairi barındırıyor.

 

Şiirden: Şair eleştirmen Metin Cengiz tarafından çıkarılan, düzenli yazan bir gruba sahip, edebiyatımıza egemen genel geçer düşüncelerin dışında kalmaya özen gösteren iki aylık şiir dergisi. 

 

Türk Dili: TDK'nın çıkardığı dergi.

 

Çağdaş Türk Dili: Dil Derneği'nin Ankara'da çıkardığı dergi.

 

Kıyı: Trabzon'da belki 30 yıldır çıkan bir dergi. Şair Ahmet Özer ve Ali Mustafa'nın çıkardığı dergi özellikle 2013 yılında nitelikli şiir ve yazılara yer verdi.

 

 

YAYINEVLERİ

 

Görüldüğü gibi dergiler -doğal olarak- yayın yönetmenine göre ses veriyor. Türk edebiyatının 2013 yılındaki en büyük sorunu “editör”lük denen kurum oldu. Bırakalım Dünyada ve ülkemizde olup bitenlere göre tepki gösterip yayın politikası belirlemeyi, çevrede neler olup bittiğinden de haberleri olmayan, kimin ne yetenekte, ne yazdığını bilmeyen, edebiyat tarihimize bigane insanların yayın yönetmeni koltuğunda oturduğu bir ülke.

 

YKY: Enis Batur'un en görkemli çağını yaşattığı yayınevi Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Nazım Hikmet, Amin Maaulof gibi “telif” yazarlarla ayakta duruyor. Kimler, nasıl, hangi anlayışla yönetiyor pek belli değil. TMSF'nin de bulaştığını bu arada anımsatalım!

 

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları: 2013'ün en çalışkan, en nitelikli yayınevi dersek yeridir. Yayınladığı kitaplar kültür yaşamımıza özellikle günümüz Türkiyesi'nin politik şartlarını yakalamış, zekice yayınlanmış kitaplar. Klasikleri değişik kalitelerde yayınlaması, indirim politikası, fiyatlarındaki düzenlilik gerçekten şaşılacak denli ilgi görmesine yetti. Jack London'dan Sait Faik'e, Balzac'tan Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e Mektuplar'a, Dostoyevski'den Attila İlhan'a, Rıfat Ilgaz'a dek edebiyatımızın nabzını tuttu. Edebiyatımız adına, satış noktalarının kapısından girince heyecanlandığım, armağan etmek için epey kitap aldığım bir yayınevi oldu.

 

Can Yayınları: Kendi içine kapalı bir yayınevi. Sanki daha çok şey bekliyor insan onlardan. Bu yıl beni en çok, özenle yayınladıkları Albert Camus kitaplarıyla sarstı. Yetenekli yerli yeni yazarları, iyi bir taramayla bünyesine katması gerekiyor.

 

Kaynak Yayınları: Özenle yayınladıkları politik iklimle ilgili kitap dizilerini biraz da kültür/sanat iklimine taşımaları gerekiyor. Nice yetenekli şair ve yazarımız liberal/feodal anlayışla kuşatılmış yayın dünyamızdan dosyalarına çaresizce yanıt bekliyorlar. Edebiyat ve sanat en temel değerdir. Kaynak Yayınları'nın bu alanı -şimdilik- bekliyor. Gelecek yıl için planları bu boşluğu doldurmak yönünde olduğunu biliyorum.

 

İletişim Yayınları: Genç yazar ve şairlere, yayınlama sıkıntısı çeken herkese kapısını açık tutuyor. Orada ne oluyor; başka tartışma konusu, ama kendi içinde tutarlı bir “politika” izliyor. “Diaspora” kitaplarının arasında genç, yetenekli bir öykü yazarımızı da yayınlıyor. Ali Artun'un yönettiği “Sanat ve Hayat” dizisi yayınevinin en değerli çalışmalarından.

 

İmge Yayınevi: Belki de Türkiye'nin en büyük yayınevlerinden. Ama kitapçılıkla yayınevi yönetmenin çelişkisini ya da diyalektiğini daha çözemediler. İlk başlardaki “Siyasal”lı karakterini koruyor.

 

 

SONUÇ

 

Dergi ve yayınevi başında bulunanların bazı ilkeleri olmalı. Hem politika, hem edebiyat sanat, hem estetik alanda yetkin olmalılar. Birinin eksik olması, boş yere binlerce ağacın kesilmesine, edebiyatta  yalpalamalara, toplumumuzun da çok kıymetli -olması gereken!- zamanını boşa harcamasına neden oluyor.

 

Bence her yayınevimizi yöneten kişi Anadolu hümanizmi denen olguyu bilmeli. Bunun üzerine, Cumhuriyetin öncülleri kültür adamları Yaşar Nabi Nayır, Hasan Ali Yücel örneği özenle ve duyguyla eğilmeli. Ülkemiz çok duyarlı bir tarihsel dönemecin kenarında; büyük bir kuşatılmışlık içinde. Yazar ve şairlerimizin, dergi, yayınevi yöneticilerimizin meleklerin cinsiyetiyle uğraşan kişiler olma lüksünü kaldıramayacak bir ülkede yaşıyoruz.

 

ANMAK İSTEDİKLERİM

 

Burada 2013 yılında kaybettiğimiz edebiyatımızın ağır işçilerini Sait Maden'i, Ahmet Erhan'ı, Mustafa Şerif Onaran'ı, Tuncer Uçarol'u yeniden saygıyla, rahmetle anıyorum.

 

* Eleştirmenin nesneli değil özneli önemlidir. Çünkü sanatçı ve toplum o yapıt için o kişiden kendi görüşlerini öğrenmek istemektedir. Ben örneğin bir yapıtım için bir arkadaşımdan bile "nesnel" görüşünü istemem; onun için yapıtımın ne anlam ifade ettiğinin "biricik"liği daha önemlidir.

 

Ahmet Yıldız

(Bağımsız dergisi)