"Ruhu Terbiyesiz Adam"lara ihtiyacımız var / Ahmet Yıldız

03 Ekim 2016 - 13744 kez okundu.


 Yazar Ferhan Şaylıman, sekizinci kitabını yayınladı. Şaylıman'ın Ruhu Terbiyesiz Adam adlı romanı, ülkemizin içinde bulunduğu durumu anlayabilmenin, öncelikle insanımızı anlamaktan geçtiğini gösteren kahramanlarla dolu. Bir apartman dolusu insan/ımızın dolduğu bu toplumsal havuz, -romanın özellikle ikinci bölümünde- okuyanı soluksuz bırakacak nitelikte.

Ruhu Terbiyesiz Adam, 12 Eylül darbesinin “sıcak” günlerinde okulunu bitirip “hayata” atılıyor. Sıradan bir orta sınıf Ankaralı olan kahramanımız her okulu bitiren genç/fani gibi iş bulmak, mümkünse ilk fırsatta askerlik yapmak ve evlenip çoluk çocuğa karışmakla yükümlü.



Gelgelelim kahramanımız neredeyse hayatın temel kuralı haline gelmiş bu “kapitalist ilişkiler”e inatla karşı ve düşmanlık derecesinde kayıtsız. Tam aksine bu konforu, “hayatımızın çölleşmesi” olarak görüyor kahramanımız.

“Hani şu akşam işten eve döner dönme çizgili pijamalarını giyip televizyonun karşısına huzurla oturanlar var ya, onlar dahil, ben gibi ruhu terbiyesizleri de içine katan dipsiz, kupkuru, yağmursuz, ortalığı kasıp kavuran bir çölleşme bu.” (Ruhu Terbiyesiz Adam, s. 13)

Fakülte bitince ilk iş okuldan sevgili “Selda”nın babasıyla tanışmak, mutlu bir hayata atılmanın ilk aşaması oysa.

Gelgelelim “Şevket Albay”la ilk karşılaşma sorunlu başlıyor. “Fıstıklı baklava!..” darbe üzerine küçük bir tartışma ama derin yara açan bir tartışma. Ve elbette o ölümcül soru:

“Ya iş?”

Öneriyle, “referans”la bulunan işte kahramanımız iyiden iyiye kendini belli ediyor: İşe geliş kartlarını imzalamıyor. Tüm baskılar, yalvarmalara karşın yapmıyor bunu.

Ferhan Şaylıman’ın karakterinin kapitalizm denen sistemle iyiden iyiye sorunu vardır. Onun “vazettikleri”ni tümden reddeden inatçı bir bilinç; terbiyesiz bir ruh!

Nihayetinde sevgili Selda kaybediliyor, işyerindeki yeni sevgili de kaybediliyor…

Sıra askerlikte. Kahramanımızın giydiği ayakları vuran botlar, bol gelen elbiseler, ilk gece çalınan çoraplar menkıbeleriyle süslü hayat/lar/ın “askerlik” aşaması, okuru gittikçe romanın içine çeken, okuru sıkı sıkıya saran bölümün başlangıcı oluyor.

Uyumsuz, ruhunda bitmeyecekmiş gibi olan direnç bu fena halde uyumsuz kahramanımızı epey yoruyor, aşındırıyor. Yine de yılgın görünmüyor. Çünkü kahramanımız olaylar karşısında aldığı tavır ve tanıdığı her insan, tanık olduğu her kahraman karşısında bir deneyim kazanıyor; kendini tanıma deneyimi. Ruhunun derinliklerine ulaşmak için bu insanları ve olayları ayna olarak kullanıyor.  

Birlikte yaşadığı annesi ölünce Demetevler mahallesinin mezbeleleri arasındaki evlerini satarak halıcı bir arkadaşının önerisiyle Tunalı Hilmi Caddesinin Kuğulu Park'a bakan bir apartmanının çatı katında küçük bir daireyi satın almasının yanında çalışmadan yetecek küçük bir servetin de bankada kendisini beklediğini görüyor.



Ruhu Terbiyesiz Adam romanının ikinci bölümü diyeceğimiz bu “ana” gövdede sistemin yıpratıp aşındırdığı, her biri bir “arıza”yı taşıyan apartman sakinlerinin yaşamına yakından tanık oluyoruz. Yakından çünkü yazar en başarılı roman kahramanlarının resimlerini bu bölümde çiziyor. Apartmanın bütün katlarında yaşayan tüm daire sakinleri romanımızın içinde cirit atıyor. Kahramanımız ruhunu bu ruhsuzlar topluluğuna teslim etmemeye epey direniyor ancak nafile. Dışarıdaki hayat, satın almadan önce bu eve misafir olan pavyon çalışanı kız “Sıla”nın eve konuk olmasıyla bir fırtına, bir boran gibi eve dalıyor.

Ruhu Terbiyesiz Adam, ne kadar kaçsa da hayatın girdabına bir yerde takılıyor işte.

Aradan otuz yıl geçtiği halde eski sevgili “Selda”yla buluşunca, onun evlenip bir kız çocuk yaparak eşinden boşandığını öğreniyor. Bu lanetli yaşamının ortaya çıkışı, yine ilk –ve son!- çalıştığı işyerindeki sevgilisinin Kuğulu Park'a dek uzanan “Gezi Direnişi”nde trajediyle sonuçlanan yaşamı romanın son bölümlerini olukça etkili bir duruma getiriyor.

ŞAYLIMAN ROMANCILIĞI

Ferhan Şaylıman bir gazeteci. Flaş TV’de onun yönettiği nice canlı yayınları izledik. Ama yazarlığı gazeteciliğinden daha başarılı olacak ki yazmakta karar kılmış. Kitabı okuyanlar da yazarın bu tercihine mutlaka katılacaklardır.

Romanda, Ankara’nın mekan seçilmesi, Selma’nın peşinden İstanbul’a göçüş ve neredeyse kaçar gibi yeniden Ankara’ya dönüş klasik İstanbul - Ankara ayırımının da tartışılması anlamında epey ilginç bölümler.
Yazarın ders verir biçimde bir makaleyi andıran uzun anlatımları ise romanın aksayan yerleri. Böyle anlarda/bölümlerde kahramanları karşılıklı konuşturmak, bütün yazarların seçtiği ve başvurduğu hem yazanı hem okuyanı yormayacak daha kolay bir yöntem oysa.

Gezi olayları” üzerine tirad derecesinde uzun anlatımlar da böyle.

Ferhan Şaylıman iyi romancılarımızdan. Türkçe ise kurallarına göre, sözcüklerine işkence çektirmeden kullanıldığında müthiş akıcı bir anlatım sağladığını Şaylıman'ın kullanımında kanıtlıyor.

Fakat ne yazık ki edebiyat ortamımız yeteneği boğan özellikte.  “İyi” yazarlarımızı değil de yeteneksiz de olsa çok sesi çıkan yazarları öne çıkarıyor.

Yayınevi yayın yönetmenlerini, edebiyat dergiciliğimizi, dolaysıyla edebiyat eleştirimizi çökerten bu ideolojik sarmalının edebiyatımızın önünün tıkanmasında büyük vebali var.

Ahmet Yıldız

GERCEKEDEBİYAT.COM
SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ