Nazım Hikmet'in sanat anlayışı / Fevziye Özberk

Nazım Hikmet'in sanat anlayışı / Fevziye Özberk

13 Ocak 2019 - 1001 kez okundu.

Bir atasözümüz, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” der. Yılanı deliğinden çıkaran söz insana neler yaptırmaz. Sanırım insan ilişkilerinde biçimin ya da tutumun, inceliğin öze etkisi çok önemlidir. Bir sözle, tatlı tatlı giden bir söyleşi şak diye kesilebilir. Sert rüzgârlar esmeye başlar. Tersine çıkmaza girmiş gibi görünen bir tartışma anlayış, sevgi içeren bir tutumla anlaşmayla, uzlaşmayla sonuçlanabilir.

Yumuşak bir ses tonu, gülümsemek, sevgi, saygı içeren bir-iki sözcük, en önemlisi de ne dendiğini anlamak için önce dinlemek, bazen anlaşma köprüsünü hemen kurabiliyor. “Amerikancı”, “Atatürk düşmanı”, “faşist”, “gerici”, “liberal” gibi etiketleyici, toptancı sözler, belirlemeler ise anlaşma ortamını baştan dinamitler. Bu tür belirlemeler karşımızdaki kişinin etkilendiği ya da saygı duyduğu kişiye, örgüte yönelik olduğunda da benzer bir durum ortaya çıkabiliyor. Bence, yazı ve konuşmalarımızda böyle toptancı belirlemeleri mümkün olduğunca kullanmamalıyız. Ne demek istiyorsak onu kanıtlayan alıntılar, demeçler ve eylemler, aktarılarak kafalarda soru işaretleri yaratmak, acaba mı, dedirtmek sözde bizim kazandığımız bir tartışmadan çok daha yararlı olur, kanısındayım.

 

AMACIMIZ ÜZÜM MÜ YEMEK BAĞCIYI MI DÖVMEK

Yılların deneyiminden süzülerek, çarpıcı bu anlatımda ifadesini bulan, yukardaki atasözü beni, seni, hepimizi her adımda, her sözde uyarıyor olmalı: Amacını unutma amacını unutma! Dangul dungul bağa girme! Bağcının gönlünü kazanmanın, onu inandırmanın yol ve yöntemlerini bul. Şöyle de diyebilir miyiz: Kazanıcı ol! Dost olabileceklerini karşı safa itme! En azından düşmanlarını artırma! Davranışına dikkat et, sözlerini seç… Üslup (biçim), esası (öz) belirler denebilir mi? Ya da tersi mi geçerlidir? Yoksa bu ilişkide, biri birinin öne geçtiği yer ve durumlar mı vardır?

Biçim ve öz, bu iki kavram pek çok alanda karşımıza çıkıyor: sanat, edebiyat, hukuk, insan ilişkileri… Ataç’ın aktardığına göre Gide, eserlerinin ancak sanat bakımından, güzellik bakımından yargılanmasını istermiş. Şöyle diyor: “Sen ancak kusursuz biçimler kurmağa bak, öz kendiliğinden gelir. Güzel bir ev kiracısız kalmayacağı gibi, güzel bir biçim de manasız kalmaz, okuyanlar getirir onu.”[1] 

İnsan olarak güzelliği ararız hep. O bizi bir başka türlü etkiler. “Tamam, işte bu!” dediğimiz sözlerin güzel bir şiirle veya düz cümlelerle söylendiğini düşünün hangisinden daha çok etkileniriz? Şair Ataol Behramoğlu işte buna, yani şiirdeki estetik boyuta dikkat çekiyor: “Bir sanat yapıtı kendisi bizatihi bir dil olabildiği zaman artık o içerdiği düşünceden daha üst düzeyde, daha başka bir şeydir.” [2] 

 

NE DEMİŞ NASIL DEMİŞ…

Nâzım’ın sanata bakışı neydi? Bir sanat eserini nasıl değerlendiriyordu? Mahpustan Kemal Tahir’e yazdığı mektuplarda en çok bu konu tartışılıyor: “Bak Kemal, anhası minhası ben her sanat eseri için, edebiyat olsun, mimari olsun, musiki olsun, hepsi için şu suali soruyorum: ‘Ne demiş? Nasıl demiş?’ Bu iki soruyu bir birlik halinde soruyorum, öyle bir birlik ki esası ‘Ne demiş?’ Yani tayin edici unsur, bu soru olmak üzere, ne ve nasıl demişi soruyorum.”

Nâzım, için içerik önceliklidir ama biçimi de çok önemser, muhtevanın biçimi belirlemesi gerektiğini vurgular. Tabii şeklin de içerik üzerindeki etkisini unutmayalım uyarısını yapıyor: “Müstakilen, mücerret olarak şekil araştırmalarına artık elveda. Muhteva, muhteva, muhteva… Muhtevayı en uygun, en basit, en berrak bir tarzda kalıplayan şekil… Düzgün mum gibi parmaklara, en sıkı sıkıya yapışan, en pürüzsüz, en süsüz eldivenler yaraşır.” [3]

Örneğin kanıtlanıncaya kadar insanların masum kabul edilmesi… Ne büyük acıların bedeli olarak kazanılmış bir hukuk ilkesidir. Hukukta yanlış yöntemler asırlar boyu ne büyük acılara mal olmuştur. Hâlâ da olmaktadır. Ünlü Alman hukukçu Hirsch, metodun sonuçtan önemli olduğunu vurgular hep. Bu nedenle bazı öğrencileri ona, “Profesör Metod” diye takılırlar. Tabii bir hukukçunun etraflı bir araştırma yapması da şarttır. “Hüküm vermek isteyen kimse, olanı kavramadıkça, olması lazım geleni de sağlam temeller üzerin kuramaz” der. 

 

İNSANLARDAN ÇOK DAVRANIŞLARI YARGILAMAK

Sabahattin Eyuboğlu 1964 tarihli, “İlerici/Gerici” adlı yazısında “İnsanlardan çok davranışları” yargılamak konusunda bizleri uyarıyor. “Birbirimizi ne kadar rahatlıkla, ne kadar kesinlikle ilerici gerici diye damgalıyoruz, görüyorsunuz. Solculuk sağcılık kavramları aynı savaşı körüklüyor. (…) Her şey iç içe, her şeyin görece, her şeyin yerine göre olduğunu çoktan öğretmedi mi bize bilginlerimiz? Çağımız insanların, güpegündüz karanlığa düşüp zifir karanlığında aydınlığı bulduklarını göstermedi mi bize? Hangi çağ gördü bizimki kadar akların kara, karaların ak olabileceğini?”

“Ne demek istiyorum bütün bunlarla. Elbette Türkiye’de ilerici gerici yoktur ya da böyle bir çatışma yersizdir demek istemiyorum. Tersine Türkiye’de böyle bir sorunun bulunduğuna, hatta bunun baş sorunumuz olduğuna inanıyorum. Ne var ki gerici, ilerici gerçeklerini görüntülerin biraz daha derinliklerinde aramamız gerekir. İnsanlardan çok davranışları yargılayıp ilerici gerici saymak daha az yanıltır bizi.” [4]

 

“UMUT İNSANDA…”

Sevgili iki şairimizden dizelerle yazımı noktalıyorum: İlki Gülten

Akın’a ait:

“Ah kimselerin vakti yok

durup ince şeyleri anlamaya”

 

Metin Demirtaş da şöyle sesleniyor:

“İnsanlar umarsız ve şaşkın

Savrulup durmaktalar oradan oraya

Yalanların bombardımanı altında

Alınteri hiçe sayılmış

Örselenmiş insan kalbi

Erdem ve incelik

Çiğneniyor ayaklar altında

Bu kara, karanlık tabloda

Hiç mavi bir ışık yok mu?

Nâzım yanıtlıyor bu soruyu

Doğrulup mezarında:

Umut, umut, umut,

umut insanda…”

 

[1] Nurullah Ataç, Karalama Defteri-Ararken, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 17. Baskı: Ocak 2016, s.114.

[2] Yayına Hazırlayan: Özcan Karabulut, Edebiyat Konuşmaları, “Her Pazartesi”, TMMOB İMO Ankara Şubesi Yayını, 1996, sayfa: 293.

[3] Nâzım Hikmet, Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar, Adam Yayınları, Birinci Basım: Ağustos 1968.

[4] Sabahattin Eyuboğlu, Mavi ve Kara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı Ekim 2002, İstanbul, s. 88.

 

Feyziye Özberk

(Odatv.com)

 

GERCEKEDEBİYAT.COM